KURAN EVRİMİ YALANLIYOR

29 Mayıs 2010 Cumartesi


Darwinizmi savunan bazı sözde din alimleri, maymun ve domuz gibi olacaklardır




Ümmetimin içinde korkunç olaylar olur da İNSANLAR SIĞINMAK İÇİN
ALİMLERİNİN YANINA DÖNÜP GELİRLER VE BİRDENBİRE ONLARIN
MAYMUN VE DOMUZ OLDUKLARINI GÖRÜRLER.
(İmam Şarani, Ölüm Kıyamet Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri Muhtasaru Tezkiretil Kurtubi, s. 470)


Ahir zamanda bir kısım sözde din alimleri Darwinizm'i savunacak ve kendilerinin evrimle oluştuklarına inanacaklardır. Kendilerinin maymun; yani bir nevi hayvan olduklarını iddia ettikleri için, Peygamberimiz (sav) de bu kimseleri ‘maymun’ olarak nitelendirmiş; ‘maymunlar gibi olacaklarını’ haber vermiştir.

Hadiste ayrıca bazı sözde din alimlerinin de, ‘domuz gibi inatçı, katı, sevgisiz, saldırgan, her bulduğunu yiyen, şefkatsiz ve ruhsuz olacaklarına’ işaret edilmiştir.

30 Mart 2010 Salı

HÜCRE BİR BÜTÜN OLARAK VAR OLMADAN PROTEİN OLUŞAMAZ


 

Darwinistler istedikleri kadar içi formüllerle dolu aldatıcı kitaplar yazsınlar, istedikleri kadar sahte fosil getirsinler, Yaratılışa dair bilimsel delillere istedikleri kadar demagojik saldırılarda bulunsunlar, istedikleri kadar her tarafa hayali çizimlerle doldurdukları kartondan afişler yapıştırıp bunu evrim sergisi diye tanıtıp dursunlar, daha temelden yenilmiş oldukları gerçeğini değiştiremeyeceklerdir. Çünkü Darwinistlerin en büyük kabusu henüz daha canlılığın başlangıcıdır. Darwinistler henüz bir tane proteinin nasıl oluştuğuna dair TEK BİR AÇIKLAMA DAHİ YAPAMAMIŞLARDIR. Bu durum, Dawkins’in, Futuyma’nın, Tim White’ın ve diğer bütün Darwinistlerin içine düştüğü içler acısı durumu ifade eder. Yaptıkları hiçbir demagoji, tek bir protein karşısındaki bu büyük ve görkemli yenilginin önüne geçememektedir. TEK BİR PROTEİN, DARWİNİZM’İ TÜMÜYLE ALTÜST ETMİŞTİR.

Darwinist demagojinin önemli bir özelliği tüm kompleksliğine rağmen, yaşamdaki her şeyi basit göstermeye çalışmak olduğundan, Darwinistler, hayatın başlangıcı konusunu da hep basite indirgeme eğiliminde olmuşlardır. “Çamurlu suda hücre oluştu”, “DNA kendi kendine oluşup çoğalmaya başladı” gibi hikayelerin temelinde yatan sebep de budur. Darwinistler bu yolla insanları daha kolay aldatabileceklerini düşünürler. Fakat kendileri de çok iyi görmüşlerdir ki, olay artık bu aldatma safhasını çoktan geçmiştir. İnsanlar artık, yalnızca tek bir proteinin bile kendi kendine oluşamayacak kadar üstün bir kompleksliğe sahip olduğunu bilmekle kalmamakta, aynı zamanda bir proteinin, bir DNA’nın veya RNA’nın ya da hücrenin küçük büyük herhangi başka bir parçasının HÜCRENİN TAMAMI OLMADAN HİÇBİR İŞE YARAMADIĞINI DA bilmektedirler.

Bu gerçek, Darwinist yenilgi açısından çok önemlidir:

- Tek bir proteinin oluşması için DNA gerekir


- Protein olmadan DNA oluşamaz


- DNA olmadan protein oluşamaz


- Protein olmadan protein oluşamaz


- Tek bir proteinin oluşması için 60 ayrı protein gerekir


- Bu proteinlerin bir tanesi bile eksik olsa protein var olamaz


- Ribozom olmadan protein oluşmaz


- RNA olmadan da protein oluşmaz


- ATP olmadan protein oluşmaz


- ATP’yi üretecek mitokondri olmadan da protein oluşmaz.


- Hücre çekirdeği olmadan protein oluşmaz


- Sitoplazma olmadan da protein oluşmaz


- Hücredeki organellerden bir tanesi eksik olsa protein oluşamaz


- Hücredeki bütün organellerin var olması ve çalışması için de proteinler gereklidir


- Bu organeller olmadan da hiçbir şekilde protein olmaz.

Bu sistem, bir arada çalışmak zorunda olan iç içe bir sistemdir. Biri olmadan diğeri olamaz. Tek bir parçası var olsa bile, sistemin diğer parçaları olmadan bu parça hiçbir işe yaramaz.

Kısacası, BİR PROTEİNİN VAR OLMASI İÇİN HÜCRENİN TAMAMI GEREKİR. Hücre, bugün incelediğimiz ve çok az bir kısmını anlayabildiğimiz mükemmel kompleks yapısı ile var olmadığı sürece, TEK BİR TANE BİLE PROTEİN MEYDANA GELEMEZ.

Bu protein kendi kendine oluşsa bile (ki, bu imkansızdır), hiçbir işe yaramaz. Tek başına etrafta dolanır ve ölür.

Dolayısıyla, Dawkins’in “kendi kendini kopyalayan molekül” iddiası, olağanüstü derecede saçmadır ve yalnızca insanları aldatmaya yöneliktir. İNSAN HÜCRESİNDEKİ HİÇBİR MOLEKÜL, BAŞKA HİÇBİR YARDIMA İHTİYAÇ DUYMAKSIZIN, KENDİ KENDİNİ KOPYALAYARAK ÇOĞALABİLME YETENEĞİNE SAHİP DEĞİLDİR.

Cambridge Üniversitesi’nden bilim felsefesi profesörü Stephen C. Meyer, Signature in the Cell (Hücredeki İşaret) kitabında bunu şöyle anlatmıştır:

DNA’nın yapısının ve işlevinin ortaya çıktığı 1950’li yılları ve 1960’lı yılların başlarını takiben, yaşama dair yeni bir radikal kavram gelişmeye başladı. Moleküler biyologların keşfi, DNA’nın yalnızca bilgi taşımadığıydı. Biyologlar DNA hakkındaki bu keşfin hemen sonrasında, canlı organizmaların genetik bilgiyi işleyebilmesi için sistemlere sahip olması gerektiğinden şüphelendiler. Bir diskin içine saklanmış olan dijital bilginin o diski okuyan bir cihaz olmadan işe yaramaz olması gibi, DNA’nın içindeki bilgi de hücre bilgi işlem sistemi olmadan işe yaramazdır. (Darwinist) Richard Lewontin’in belirttiği gibi “Hiçbir canlı molekül (yani biyomolekül) kendi kendine çoğalamaz... Hücreler ancak bir bütün olarak kendi kendine çoğalmak için gerekli makinelere sahip olabilirler... DNA, yardım alarak veya almayarak, yalnızca kendi kendisinin kopyasını çıkaramamakla kalmaz, aynı zamanda başka hiçbir şey ‘üretemez’... Hücrenin içindeki proteinler başka proteinlerden yapılmıştır ve bu protein oluşturan makine olmaksızın hiçbir şey yapılamaz.” 1

Bu açıklamalardan, son dönemlerde uzay dinine giren Dawkins’in açıklamalarının tutarsızlığı da bir kez daha ortaya çıkmıştır. Dünya, bir canlı hücrenin yaşaması için uzaydaki en uygun ortamdır. Ancak bu uygun şartlar bile, canlı hücrenin kendi kendine oluşabilmesine imkan vermemektedir. Dawkins, bu gerçek karşısında yeni bir çözüm arayışına girmiş ve kendi kendine çoğalabilen bir molekülün uzayda oluştuğunu ve daha sonra dünyaya geldiğini iddia etmiştir. Buradaki birinci açmaz, böyle bir canlı molekülün kendi kendine oluşamayacağıdır. İkincisi ise yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi, canlı bir molekülün dünyada dahi kendi kendine çoğalabilme yeteneğine sahip olmadığıdır. Nitekim bütün bu açmazların farkında olan Dawkins de en sonunda böyle bir molekülün üstün bir akıl tarafından yaratılmış olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştır.2


1 Stephen C. Meyer, Signiture in the Cell, Harper One, 2009, s. 132-133

2 Ben Stein, Expelled “No Intelligent Allowed”, 2008, movie

12 Şubat 2010 Cuma

EVRİM TEORİSİNİN TESADÜF İDDİASI YARATILIŞ GERÇEĞİ İLE ÇELİŞİR

Evrim teorisinin yaratılış ile çelişmediğini ileri sürenlerin yanıldıkları ve göz ardı ettikleri çok önemli bir nokta vardır: Söz konusu çevreler, Darwinizm'in ana iddiasının, "canlı türleri birbirlerinden evrimleşerek ortaya çıktı" tezi olduğunu düşünürler. Oysa evrimcilerin ana iddiaları bu değildir. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, evrimciler, "canlılığın tesadüfler sonucunda, bilinçsiz mekanizmalarla ortaya çıktığını" iddia ederler. Bu iddialarına göre ise yeryüzündeki canlılık "bir Yaratıcı olmadan, cansız maddelerden kendi kendine" meydana gelmiştir.

Söz konusu iddia bir Yaratıcı'nın varlığını daha en baştan reddetmektedir. Ve bu nedenle inançlı insanlar tarafından kesinlikle kabul edilemez. Ancak bazı Müslümanlar bunun tam olarak farkında olmadıkları için "Allah canlıları birbirlerinden evrimleştirerek yaratmış olabilir" varsayımından yola çıkarak evrimi savunmakta kendilerince bir sakınca görmemektedirler.

Fakat burada çok önemli bir tehlikeyi göz ardı etmektedirler. Unutulmamalıdır ki, "evrimle din paralel" gibi gösterilmeye çalışıldığında, bazı inançlı insanlar, aslında kabul edilmesi kendileri açısından tamamen olanaksız olan bu fikre destek vermiş, onu tasdik etmiş olurlar. Evrimciler ise, fikirlerini topluma daha kolay kabul ettirmelerini sağladığı için bu duruma göz yumarlar.

Konuya salih bir Müslüman olarak bakıldığında ve Kuran ayetleri doğrultusunda düşünüldüğünde, temelinde "tesadüf" inancının yattığı bir teori ile İslam dininin arasında ortak bir nokta bulunamayacağı açıktır. Evrim teorisi, tesadüfleri, zamanı ve cansız maddeleri ilah olarak kabul edip, bu güçsüz, bilinçsiz varlık ve kavramlara yaratıcılık sıfatını vermektedir. (Allah'ı tenzih ederiz.) Bir Müslüman böylesine putperest temellere dayalı bir teoriye asla sahip çıkmaz. İnançlı bir insan, tek Yaratıcı olan Allah'ın herşeyi yoktan var ettiğine iman eder ve bu gerçeğe karşı gelen her türlü fikir ve inanç ile bilim ve akıl yoluyla mücadele eder.
Evrim teorisi materyalizmin bir parçasıdır ve materyalizmin sapkın iddiasına göre evrenin başı ve sonu, dolayısıyla da bir Yaratıcısı yoktur. Bu din ahlakına uygun olmayan ideolojiye göre, evren; galaksiler, yıldızlar, gezegenler, Güneş, diğer gök cisimleri ve onların sahip oldukları kusursuz sistemler ve tüm bunların birbirleri ile olan mükemmel uyumları tamamen tesadüflerin eseridir. Aynı şekilde evrim teorisinin yanılgılarına göre, canlılığın yapı taşı olan ilk protein ve ilk canlı hücre de birtakım kör tesadüflerin etkisiyle kendiliğinden meydana gelmiştir. Yeryüzündeki, denizlerdeki ve göklerdeki canlıların vücutlarındaki kusursuzluk da yine tesadüflerin eseridir. Yaratılışa ait deliller, kendi bedenleri başta olmak üzere, etraflarını kuşatmışken evrimciler bu büyük gerçeği görmezden gelir ve tüm bu mükemmellikleri başıboş tesadüflere, şuursuz süreçlere bağlarlar. Dolayısıyla daha önce de belirttiğimiz gibi, evrimcilerin ana özelliği tesadüfleri ilahlaştırmaları ve Allah'ın varlığını reddetmeleridir. Ancak bir kimse Allah'ın apaçık varlığını ve büyüklüğünü kabul etmese de, ya da bunu görmemekte dirense de bu hiçbir şeyi değiştirmez. Allah'ın sonsuz ilmi ve benzersiz sanatı, yarattığı herşeyde kendini göstermektedir.

Nitekim 21. yüzyılda elde edilen bilimsel bulgular da evrimcilerin "canlılık tesadüflerle ve doğal etkenlerle kendi kendine oluştu" yönündeki asılsız iddialarını kesin olarak reddetmektedir. Canlılıktaki söz konusu kusursuzluk, tüm canlıları üstün bir akıl ve bilgiyle yaratanın Allah olduğunu gösterir. En basit olarak bilinen canlıların dahi indirgenemez kompleksliğe sahip olmaları, evrimi savunanları kesin bir çıkmaza sokmaktadır. Nitekim evrimcilerin bizzat kendileri de bu gerçeği sık sık itiraf etmektedirler. Örneğin İngiliz matematikçi ve astronom Prof. Fred Hoyle, bir evrimci olmasına rağmen, canlılığın tesadüfen oluşmasının imkansız olduğunu şöyle itiraf eder:

"Herşeyden önce canlılığın tesadüfler sonucunda oluşması ihtimali o kadar küçüktür ki, bu iddiayı kabul etmek mantık dışıdır." 8

Evrimci Pierre-Paul Grassé ise, tesadüflerin yaratıcı gücü olduğuna inanmanın hayalperestlik olduğunu şöyle kabul eder:

"Darwinizm'e göre, tek bir bitki, tek bir hayvan, tam olması gerektiği şekilde binlerce ve binlerce faydalı tesadüflere maruz kalmalıdır. Yani mucizeler sıradan bir kural haline gelmeli, inanılmaz derecede düşük olasılıklara sahip olaylar kolaylıkla gerçekleşmelidir. Hayal kurmayı yasaklayan bir kanun yoktur, ama bilim bu işin içine dahil edilmemelidir." 9

Evrimcilerin, ideolojileri uğruna düştükleri durum bu sözlerde iyice belirginleşmektedir. Çünkü teorilerinin çıkmazda olduğunu ve bilim dışılığını gördükleri halde yalnızca ideolojik saplantıları nedeniyle evrim teorisinden vazgeçmemektedirler. Fred Hoyle bir başka açıklamasında, evrimcilerin "tesadüfe" inanmalarının nedenini şöyle açıklar:

Evrimcilerin, canlılığın tesadüfler sonucunda cansız maddelerden kendiliğinden oluştuğunu iddia etmeleri, ABD'deki Hürriyet Anıtı'nın, denize düşen yıldırımlar sonucunda tesadüfen biraraya gelen kum ve çakıllardan oluştuğunu iddia etmek kadar akıl ve mantık dışıdır.

"Aslında, yaşamın akıl sahibi bir varlık tarafından meydana getirildiği o kadar açıktır ki, insan bu açık gerçeğin neden yaygın olarak kabul edilmediğini merak etmektedir. Bunun (kabul edilmemesinin) nedeni, bilimsel değil, psikolojiktir."10

Fred Hoyle'ün psikolojik dediği neden, daha önce de söz edildiği gibi, evrimcilerin yaratılışı inkar etmeye şartlanmış olmalarıdır. Tüm bunlar, bazı Müslümanların, evrim teorisinin Allah'ı inkar etmek için savunulan bir fikir olduğunu görmeleri için yeterli delillerdir.

MÜSLÜMAN EVRİMCİLERİN GÖZ ARDI ETTİKLERİ ÖNEMLİ GERÇEKLER

Bazı Müslümanların, evrimcilerin telkinleri altında kaldıklarından ve bilimsel gelişmelerden haberdar olmadıkları için evrim teorisini bilimsel bir gerçek sandıklarından bahsettik. İşte bu bilgi eksikliği söz konusu kimselerin evrim teorisiyle ilgili pekçok gerçeği göz ardı etmelerine neden olur. Evrim teorisinin putperest bir anlayış olduğunu, tesadüfleri ve doğa olaylarını adeta ilah gibi gösterdiğini (Allah'ı tenzih ederiz), teorinin kurucusu olan Charles Darwin'in dinsiz kimliğini ve evrim teorisinin neden olduğu zulmü, kargaşayı, savaşları ve diğer belaları görmezden gelirler.

Bu bölümde Müslüman evrimcilerin göz ardı ettikleri bu gerçekler üzerinde durulacak ve bu kişiler materyalist-ateist düşünceye destek sağlayan putperest bir anlayışı savunmaktan bir an önce vazgeçmeye davet edileceklerdir.


EVRİM DÜŞÜNCESİ ESKİ YUNAN'DAN GELEN PUTPEREST BİR İNANÇTIR

Evrim teorisi, bu teoriyi savunanların iddia ettikleri gibi bilimsel bir teori değil, putperest (pagan) bir inançtır. İlk olarak Mısır, Babil ve Sümer gibi Milattan önce yaşamış toplumların batıl dinlerinde rastlanan evrim fikri, buradan Eski Yunan toplumundaki filozoflara geçmiştir. Putperest Sümerlerin yazıtlarında, yaratılışı inkar eden ve canlıların başıboş bir süreç sonucunda kademeli bir şekilde oluştuğunu iddia eden ifadelere rastlanmaktadır. Sümerlere göre canlılık, cansız su kaosundan kendiliğinden oluşmuştur.

Mısırlılar da kendi batıl dinlerinin gereği olarak "yılan, kurbağa, solucan ve farelerin, su baskınlarıyla taşan Nil ırmağının çamurlarından oluştuklarına" inanıyorlardı. Sümerlerin yaptığı gibi Mısırlılar da bir Yaratıcı'nın varlığını inkar ediyor ve "canlıların tesadüfler sonucunda balçıklardan" meydana geldiğini düşünüyorlardı.

Miletli Yunan felsefecilerden Empedokles, Thales ve Anaksimenderes'in en önemli iddiaları da yine ilk canlıların cansız maddelerden -hava, ateş, su gibi- kendiliğinden oluştuğuydu. Bu batıl inanışa göre ilk canlılar suda birdenbire oluşmuş, daha sonra sudaki bu canlılardan bazıları suyu terk etmiş ve karaya uyum sağlayarak orada yaşamaya başlamışlardı. Miletli felsefeci Thales de tüm hayatın kökeninin "su" olduğuna inanıyordu. Sudan yola çıkarak bitkilerin, hayvanların geliştiğini ve en sonunda da insanın oluştuğunu söylüyordu.2 Anaksimenderes "insan balıktan çıkmıştır" diyor ve diğer felsefeciler gibi hayvanların sudan çıktığı yanılgısını savunuyordu.3 Özellikle Anaksimenderes'in "Doğa" ismini taşıyan klasik şiiri evrim teorisinin anlatıldığı ilk yazılı eserdi. Anaksimenderes bu şiirinde hayvanların güneş ışığıyla buharlaşan bir balçıktan meydana geldiğini yazmıştı. Anaksimenderes'in yanılgılarına göre ilk hayvanlar dikenli ve pullu kabuklara sahipti ve denizlerde yaşıyorlardı. Sözde bu balığa benzeyen yaratıklar daha sonra değişim geçirmiş, karaya geçerek pullu kabuklarını dökmüş ve insana dönüşmüşlerdi.4 (Detaylı bilgi için Bkz. Darwinizm Dini, Harun Yahya, Global Yayıncılık, 1999) Anaksimenderes'in bu mantık dışı teorisi, günümüzdeki evrim teorisinin ilk temeli olarak düşünülebilir. Nitekim Darwin'in evrim teorisiyle Anaksimenderes'inki arasında çok büyük benzerlikler bulunmaktadır.

Empedokles ise kendisinden önceki yanılgıları birleştirip, temel elementler olarak su, ateş, hava ve toprağı benimsemişti. Bu elementlerin biraraya gelerek vücutları oluşturduklarını düşünmüştü. İnsanın bitki yaşamından gelişmiş olduğuna ve bu sürecin gerçekleşmesinde tek sorumlu etkenin tesadüf olduğu hayaline inanmıştı.5 Böylece evrim teorisinin temel dayanağı olan "tesadüf" kavramı da dile getirilmiş oluyordu.

Aynı dönemlerde Heraklitos ise bir başka gerçek dışı düşünce öne sürmüş, "kainatın sürekli olarak değiştiğini, bu nedenle de evrenin başlangıcındaki efsanevi hareketi sorgulamanın anlamsız bir şey olduğunu" belirtmiş, evrenin bir başlangıcı veya sonu olmadığını, sadece var olduğunu savunmuştu.6 Kısacası, evrim teorisinin kökenindeki materyalist inanç, eski Yunan'da da aynı şekilde vardı.

Kendiliğinden oluşum yanılgısı da başta Aristo olmak üzere pek çok Yunanlı felsefeci tarafından destekleniyordu. Bu batıl düşünceye göre hayvanlar, özellikle de bazı kurtlar, böcekler ve bazı bitkiler, döllenme veya benzer üreme tarzına ihtiyaç duymadan, doğada kendi kendilerine oluşuyorlardı. Aristo'nun doğa bilimleriyle ilgili düşüncesi üzerine çalışmalarıyla tanınan Marquat da şöyle demişti:

"Aristo, başka hiçbir açıklama biçimi bulamadığı bazı olayların izahı için, spontane oluşumu (cansız maddelerin biraraya gelip aniden canlı bir varlık oluşturmaları) kabul ettiği ölçüde yeryüzünde hayatın menşei ile meşgul olmuştur."7

Dikkatli bakıldığı zaman geçmiş çağların evrimci düşünürleri ile günümüz evrimcilerinin fikirleri arasında çok büyük benzerlikler olduğu görülür. Evrenin başı ve sonu olmadığı yönündeki materyalist düşüncenin ve canlıların tesadüfler sonucu oluştuğunu iddia eden evrimci düşüncenin kökenlerini putperest Sümer kültüründe ya da materyalist Yunan düşünürlerinde bulmak mümkündür. Canlılığın sudan ve ilkel çamur adı verilen bir karışımdan tesadüfen meydana geldiği ve hatta tesadüflerin, canlıların oluşumunun tek etkeni olduğu aldatmacası, aralarında asırlar bulunan bu iki inancın temelini oluşturmaktadır.

İşte Müslüman evrimcilerin destek verdikleri evrim teorisinin kökeni bu kadar eksilere kadar uzanan batıl bir anlayıştır. Materyalist düşüncelerle ortaya atılmıştır ve putperest anlamlar içermektedir.

Aslında evrim yalnızca Sümerlerde ya da eski Yunan düşünürlerinde rastlanan batıl bir inanış değildir. Kaynağı eski Yunan olmakla beraber günümüzde Konfüçyüsçülük, Taoizm, Budizm gibi tüm batıl dinlerin özünde evrim inancının olduğu bilinmektedir. Bu da evrim teorisinin, İslam inancıyla tamamen zıt, batıl bir inanış olduğu gerçeğini tasdiklemektedir.

Tarihsel bulgulara rağmen evrimi savunan ve "Yaratılışçı Evrim Teorisi"nin Kuran ayetleriyle desteklendiği yanılgısını öne süren bazı Müslüman evrimciler, evrim fikrinin kaynağını da kendilerince yine İslam dünyasına mal etmeye çabalamaktadırlar. Bu iddiaya göre ilk evrimci düşünce Müslüman düşünürlerden çıkmıştır ve bu düşünürlerin eserlerinin yabancı dillere çevrilmesi Batı dünyasında evrim düşüncesini meydana getirmiştir.

Oysa Yunanlı düşünürlerin evrim teorisine ait fikirlerinden verilen bu birkaç örnek bile evrim teorisinin eski pagan toplumlarından kalma ilkel bir inanç olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.

Gerçekler bu kadar açık ve hem bilimsel hem de tarihsel bulgularla sabitken, materyalist temeller üzerine kurulmuş olan evrimci düşünceyi Müslümanlara mal etmeye çalışmak büyük bir hata olur.

NEDEN BAZI MÜSLÜMANLAR EVRİM TEORİSİNİ SAVUNUYORLAR?

Tarihin her döneminde insanlar evrenin ve canlıların kökeni üzerinde düşünmüş ve bu konuda çeşitli fikirler ortaya atmışlardır. Bu fikirleri evreni materyalist bakış açısıyla açıklamaya çalışanlar ve Allah'ın tüm kainatı yoktan var ettiğini -yani yaratılış gerçeğini- görenler olmak üzere iki başlık altında toplamak mümkündür.

Önsözde evrim teorisinin materyalist felsefe üzerine bina edildiğinden söz etmiştik. Materyalist bakış açısı, evreni oluşturan maddenin, var olan yegane varlık olduğunu iddia eder. Bu batıl inanışa göre madde sonsuzdan beri vardır ve maddeye hakim olan bir başka güç yoktur. Materyalistler, evrenin tesadüfler sonucunda kendiliğinden şekillendiğini, canlılığın ise zaman içerisinde yine kör tesadüfler sonucu cansız maddelerden evrimleşerek meydana geldiği yanılgısını kabul ederler. Bu yanılgıya göre, yeryüzündeki tüm canlılar doğal etkiler ve tesadüfler sonucu ortaya çıkmışlardır.

Diğer bir deyişle, materyalist felsefe canlılığın oluşumunu evrim teorisiyle açıklamaya çalışır. Evrim teorisi ile materyalist felsefe birbirini tamamlayan iki düşünce sistemidir. Eski Yunan'da doğan bu birliktelik, 19. yüzyılın ilkel bilim anlayışı içinde yeniden gündeme getirilmiş ve evrim teorisi materyalizme sözde bir destek oluşturduğu için -bilimsel olup olmadığına bakılmaksızın- materyalistler tarafından derhal kabul görmüştür.

Evrim teorisinin karşısında ise yaratılış gerçeği yer alır. Bu gerçeğe göre madde sonsuzdan beri var değildir, başıboş da değildir; Allah maddeyi yoktan yaratmış ve düzenlemiştir. Canlılar da yine Allah'ın yaratmasıyla var olmuştur. Evrendeki ve canlılardaki büyük tasarım, hesap, denge ve düzen, bu gerçeğin açık kanıtlarıdır.

İnsanın akıl ve gözlem yoluyla kavrayabileceği yaratılış gerçeği, tarihin başından bu yana din yoluyla insanlara öğretilmiştir. Tüm İlahi dinler, Allah'ın tüm kainatı yoktan, "Ol" emri ile yarattığını ve kainattaki kusursuz işleyişin Allah'ın üstün yaratma gücünün bir delili olduğunu bildirmişlerdir. Kuran'ın pek çok ayetinde de bu gerçek bizlere bildirilmiştir. Allah "Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir." (Bakara Suresi, 117) ayetiyle kainatı yoktan ve mucizevi biçimde yarattığını bildirmektedir. Enam Suresi'nde ise şu şekilde buyrulmaktadır:
O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi, 73)

Günümüzde bilim, materyalist-evrimci iddianın geçersizliğini göstermekte ve yaratılış gerçeğini doğrulamaktadır. Evrim teorisinin iddiasının aksine, çevremizi saran her bir yaratılış delili kainatta tesadüfe asla yer olmadığını bizlere göstermektedir. Göklerin, yeryüzünün ve tüm canlı varlıkların incelenmesi ile ortaya çıkan her detay Allah'ın büyük güç ve kudretinin birer delili niteliğindedir.

Materyalizm ile Allah inancı arasındaki fikri ayrılık, din ile dinsizlik arasındaki en temel farktır. Allah Kuran'da inkar edenler için, "Yoksa onlar, hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi?" (Tur Suresi, 35) buyurarak, onların yaratılış karşısındaki batıl iddialarına dikkat çeker. İnkarcılık, tarihin başından bu yana, evrenin ve insanların "yaratılmamış" oldukları yalanını öne sürmüş, bu saçma iddiayı bir şekilde makul gösterebilmek için çeşitli yollar aramıştır ve 19. yüzyılda Darwin'in teorisi ile, bu konuda en büyük girişimini yapmıştır.

Bu konuda fikri bir "uzlaşma" aramak, Müslüman için söz konusu değildir. Elbette insanlar istedikleri gibi düşünebilir, istedikleri teoriye inanabilirler. Ama ortaya atılma sebebi Allah'ı ve yaratılışı inkar etmek olan bir teori ile "uzlaşmak" mümkün değildir. Böyle boş bir çabaya girmek, dinin temelinden taviz vermek olur ki, bunun kabul edilmesi mümkün değildir.
Nitekim böyle bir girişimin dine zarar vermek anlamını taşıdığını bilen evrimciler, dindarları bu girişime zorlamak için çaba göstermektedirler.


EVRİMCİ YARATILIŞ GÖRÜŞÜ DARWINİSTLER TARAFINDAN TEŞVİK GÖRMEKTEDİR

Evrim teorisini körü körüne savunan bilim adamları, bilim alanında yaşanan ilerlemeler karşısında her geçen gün daha büyük bir açmaza girmektedirler. Çünkü her yeni gelişme teorilerinin aleyhinde olmakta ve yaratılış gerçeğini tasdik etmektedir. Bu nedenle de evrimci literatürde bilimsel deliller değil, demagojiler ağırlıktadır. Öte yandan en önde gelen evrimci bilim dergileri dahi evrim teorisinin çıkmazlarını itiraf etmek zorunda kalmaktadırlar. Bilimsel tartışmalar yaratılışı savunan bilim adamlarının kesin zaferleriyle sonuçlanmakta, evrimcilerin çaresizliklerine tüm dünya tanık olmaktadır.

Eğer sizi ele geçirecek olurlarsa size düşman kesilirler, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar. Onlar sizin inkar etmenizi içten arzu etmişlerdir. (Mümtehine Suresi, 2)

İşte bu noktada bir diğer yanılgı olan evrimsel yaratılış görüşü, materyalist çevrelerin imdadına yetişmektedir. Evrimciler, inanç sahibi kişilerin desteğini alabilmek ve onların evrim teorisi karşısında yaptıkları fikri mücadeleyi zayıflatabilmek için, "evrimsel yaratılış fikri"ni el altından destekleyerek farklı bir yol denemektedirler. Kendileri Allah'a inanmadıkları, tesadüfü ilahlaştırdıkları, yaratılış gerçeğine tamamen karşı oldukları halde, teorilerinin kabulünü hızlandıracağını düşündükleri için, bazı kimselerin Allah'ın canlıları evrimle yarattığı fikrine karşı sessiz kalır, hatta çoğu zaman bu fikri teşvik ederler. Ancak bu yalnızca bir taktiktir. Evrimciler dine ve yaratılış gerçeğine şiddetle karşıdırlar. Hatta yaratılış gerçeğinin çoğunluk tarafından kabul görmesini engellemek için gerekirse evrim teorisi ile yaratılış arasında bir uyum varmış gibi gösterilebileceğini, bunun yaratılışı savunanların gücünü kıracağını savunurlar.
Bu durumda Allah'ın tüm kainatın Yaratıcısı olduğuna iman edip, bilimin ortaya koyduğu gerçekleri göz ardı ederek evrim teorisine destek vermek, üstelik Kuran'daki açık izahları görmezlikten gelerek evrimin Kuran'a uygun olduğunu iddia etmek çok hatalı bir yaklaşımdır. Böyle bir yaklaşımı benimseyen inançlı kimseler, gerçekte materyalist felsefe yararına ortaya atılmış bir düşünceye destek vermekte olduklarını fark etmeli ve bundan vazgeçmelidirler.


EVRİMİ REDDETMENİN BİLİMİ REDDETMEK OLDUĞUNU DÜŞÜNME YANILGISI

Günümüzde tüm canlıların evrimsel bir süreç sonucunda meydana geldiklerini savunan Müslümanların sayısı azımsanamayacak kadar fazladır. Bunun nedeni ise bu kişilerin bilgi eksiklikleri, hatalı bakış açıları ve özellikle bilimsel konulardaki bazı yanılgılarıdır. Bunların en başında ise evrim teorisinin bilimsel ve kanıtlanmış bir gerçek olduğu yanılgısı gelir.
Oysa bu kişiler kesin olarak bilmelidirler ki, evrim teorisi günümüz bilimsel gelişmeleri karşısında tüm dayanaklarını yitirmiştir. Gerek moleküler düzeyde, gerekse biyoloji veya paleontoloji alanlarında yapılan araştırmalar canlıların evrimsel bir süreç sonunda meydana geldikleri yönündeki iddiaları tamamen geçersiz kılmıştır. Bilimsel gerçeklere rağmen evrim teorisinin bu kadar gündemde tutulmasının altında yatan neden ise, evrimcilerin yaptıkları demagojiler, yanlış örneklendirmeler, kelime oyunları, kullandıkları çarpık mantık örgüleri ve hatta kimi zaman sahtekarlıklarla halkı yanıltmaya çalışmalarıdır. Evrimcilerin, halk tarafından anlaşılmayan bilimsel terimleri kasten yoğun olarak kullandıkları konuşma ve yazıları analiz edildiğinde, aslında teori lehinde hiçbir delil öne süremedikleri görülür.

Darwinist yayınlar dikkatle incelendiğinde bunu görmek mümkündür. Hemen hiçbir zaman somut bilimsel delillere dayalı bir anlatım yoktur. Evrim teorisinin temel açmazları birkaç cümle ile geçiştirilir, öte yandan doğa tarihi konusunda pek çok masalsı senaryo yazılır. İlk canlılığın cansız maddelerden nasıl meydana geldiği, fosil kayıtlarındaki büyük boşluklar, canlılardaki kompleks sistemler gibi temel konuların üzerinde hiç durmazlar. Çünkü açıklayacakları her ayrıntı amaçlarına ters düşecek ve kendi teorilerinin çürüklüğünü gözler önüne serecektir.

Charles Darwin: "GÖZÜ DÜŞÜNMEK BENİ TEORİMDEN SOĞUTTU!" demişti.
Evrim teorisinin en büyük açmazlarından biri canlılardaki kompleks yapılardır. Örneğin evrimciler, yaklaşık 40 ayrı parçadan oluşan gözün tesadüfen oluştuğunu iddia ederler ama bunun nasıl olduğunu asla açıklayamazlar. Nitekim böyle muhteşem bir yapının şuursuz tesadüflerle oluşması mümkün değildir. Aşağıdaki şemada gözü oluşturan parçalardan bazıları görülmektedir.

Nitekim teorinin kurucusu olan Charles Darwin, canlılardaki kompleks sistemlerden biri olan gözü düşündüğünde teorisindeki açmazları fark etmiş ve "gözü düşünmek beni teorimden soğuttu" şeklinde bir itirafta bulunmuştur. Darwin gibi günümüzün evrimci bilim adamları da kompleks sistemlerin evrim teorisini büyük bir açmaza soktuğunu bilirler. Ancak bunları dile getirmek yerine demagoji yapmayı, bilimsel delil yerine senaryo yazarak kendilerince üstün gelmeyi ve türlü aldatmacalarla evrim teorisini bilimsel bir imajla süsleyerek insanlara dayatmayı tercih ederler.

Bu yöntemleri, evrimcilerle yaratılış gerçeğini savunan kişilerin karşı karşıya geldikleri tartışmalarda, evrimci yazılarda ya da belgesellerde görmek mümkündür. Zaten evrimcilerin de bilimsellik ya da akılcılık gibi bir endişeleri yoktur. Onlar için önemli olan toplumu evrimin bilimsel bir gerçek olduğuna inandırmak, bunun için de göz boyayıcı bir "bilimsellik" imajı oluşturmaktır. (Detaylı bilgi için bkz. Darwinizm'in Karanlık Büyüsü, Harun Yahya)
İşte Müslüman evrimciler de evrim teorisinin bu sözde bilimsel görüntüsünden etkilenirler. Özellikle de Darwinistlerin kullandıkları "evrim teorisine inanmayan dogmatiktir", "evrim teorisine inanmayan bilimsel değildir" şeklindeki asılsız sloganlardan tedirgin olur ve inandıkları gerçekten taviz verirler. Güncellikten uzak bilgilerin, evrim propaganda kitapçığı haline gelen eserlerin etkisinde kalıp, evrimin canlılığın oluşumunu açıklayabilen tek teori olduğunu sanırlar. Bilim dünyasında yaşanan gelişmeleri, evrim teorisindeki çelişkileri ve bu teorinin iddialarının tüm geçerliliğini yitirdiğini bilmediklerinden kendilerince din ile evrimi bağdaştırmaya çalışırlar.
Gerçekte ise evrim ve yaratılış birbirinin zıttıdır. Evrim teorisinin geçersizliğinin ortaya konması, yaratılış gerçeğini kabul etmeyi zorunlu kılmaktadır.

Bu nedenledir ki, evrim teorisi ile ilgili tartışmalar, materyalistler için bir tür "mücadele alanı" durumundadır. Konuyla ilgili tartışmaları bilimsel bir yaklaşımla değerlendirmez, doğrudan ideolojik bir mücadele olarak görürler. Yaratılışı savunanları engelleyebilmek için her türlü yönteme başvururlar.

Evrim teorisini savunan Müslümanların, bu fikri mücadelenin farkına varmaları gerekmektedir. Darwinizm, herhangi bir bilimsel tez değil, insanlara Allah'ı inkar ettirmek için kurgulanan ve savunulan bir düşünce sistemidir. Bilimsel hiçbir dayanağı bulunmamasına rağmen, sırf taraftarlarının propagandalarına aldanarak bu teoriyi benimsemek, bir Müslümanın asla düşmemesi gereken bir yanılgıdır.


EVRİMCİLERİN ÇOĞUNLUK OLMASINDAN ETKİLENMELERİ

Evrimcilerin, insanları kendi saflarına çekmek için kullandıkları propaganda yöntemlerinin başında "teori, bilim dünyasının geneli tarafından kabul edilmektedir" aldatmacası gelir. Bir başka deyişle, evrimciler çevrelerindeki insanlara, kendilerinin daima çoğunluk oldukları ve çoğunluğun da her zaman haklı olduğu yönünde telkinde bulunurlar. "Bu kadar insan evrimi savunduğuna, üniversitelerde evrime inananlar ağırlıkta olduğuna göre teori doğrudur" mantığıyla, kitleler üzerinde -ve bu arada inançlı insanlar üzerinde de- psikolojik baskı oluşturmaya çalışırlar.

Evrimcilerin bu propaganda yönteminin yanlışlığı -kendisi de bir evrimci olan- Boğaziçi Üniversitesi eski felsefe profesörü merhum Arda Denkel tarafından şu şekilde açıklanmıştır:
"Evrim kuramını, çok sayıdaki saygın kişinin, kuruluşun evrimciliği benimsemiş olması mı kanıtlayacak? Yoksa mahkeme kararlarıyla mı doğru kılınacak bu kuram? Doğruluğu sağlayan şey, saygın ve yetki sahibi kişilerce doğru bulunmak mıdır acaba? Bir tarihsel olguyu anımsatmak isterim. Galileo Galilei, döneminin bütün saygın kişilerine, hukukçularına ve özellikle de bilim adamlarına karşı tek başına karşı çıkıp doğru olanı söylüyor ve savunmuyor muydu? Engizisyon mahkemelerinin öbür eylemleri de, ortaya buna benzer görünümler koymamış mıydı? Toplumda saygın ve başat olan çevreleri arkasına almak, ne doğruluk yaratan, ne de bilimsellikle doğrudan ilgili olan bir şeydir."1

Yaratılış gerçeğini kabul eden bilim adamlarından bazıları:

Harvard Üniversitesi'nde astronomi ve bilim tarihi profesörü olan Prof. Owen Gingerich,

Almanya Max-Planck-Gesellschaft Üniversitesi'nde fizik profesörü Prof. Carl Friedrich von Weizsacker,

Oregon State Üniversitesi'nde kimya profesörü Prof. Dr. Donald Chittick,

Oxford Üniversitesi fizik profesörlerinden Prof. Robert Matthews,

Lehigh Üniversitesi'nde biyoloji profesörü Michael J.Behe,

Washington Üniversitesi'nden Anatomi Profesörü David Menton.


Arda Denkel'in de dikkat çektiği gibi, bir teorinin yaygın kabul görmesi, onun doğruluğuna dair bir kanıt değildir. Bilim tarihi, ilk başta azınlık tarafından kabul edilen, ancak doğruluğu sonradan herkes tarafından anlaşılan gerçeklerle doludur.

Konunun bir diğer yönü ise, bugün evrim teorisinin sanıldığı gibi "tüm bilim dünyası tarafından kabul edilen bir teori" olmayışıdır. Son 20-30 yıl içinde, evrim teorisini reddeden bilim adamlarının sayısı hızla artmaktadır. Bunların çoğu evrendeki ve canlılardaki kusursuzluğu görerek, Darwinizm dogmasından kendilerini kurtarmaktadırlar. Bu bilim adamlarının evrimin geçersizliğini ortaya koyan sayısız çalışması vardır. Her biri başta Avrupa ve Amerika olmak üzere, dünyanın çeşitli ülkelerindeki önde gelen üniversitelere mensup olan bu kişiler, biyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji, anatomi, paleontoloji gibi bilim dallarında uzman olup, kariyer sahibi akademisyenlerdir. (Detaylı bilgi için bkz. Batı Dünyası Allah'a Yöneliyor, Harun Yahya, Global Yayıncılık; Kuran Bilime Yol Gösterir, Harun Yahya, Global Yayıncılık) Dolayısıyla bilim dünyasının çoğunluğunun evrime inandığı şeklinde bir genelleme yapmak son derece hatalı olur.
Kaldı ki, başta belirttiğimiz gibi, eğer gerçekten evrimciler çoğunlukta olsalar dahi, bunun bir değeri olmaz. Çoğunluğun sahip olduğu anlayışı "mutlaka doğrudur" diye kabul etmek doğru olmaz. Bu gerçeğin evrim teorisini kabul eden Müslümanlar tarafından da biliniyor olması gerekir. Kuran'da bildirildiği gibi, tarihteki pek çok inkarcı topluluk Allah'ı ve dinini inkar etmek için kendilerinin çoğunlukta olduklarını söyleyerek, insanları hak yoldan döndürmeye çalışmışlardır. Allah, bu çarpık mantığa karşı iman edenleri uyarmakta ve çoğunluğa uymanın insanları büyük aldanışlara sürükleyebileceğini şöyle bildirmektedir:

Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.' (Enam Suresi, 116)

25 Ocak 2010 Pazartesi

DARWİNİZM ALDATMACASI ARTIK SONA ERDİ


Materyalizm yüzyıllardır Allah inancına karşı, aslında baştan kaybedilmiş olan psikolojik bir mücadele içindedir. Allah'ın batıl olanı muhakkak geçersiz kılacağını kavrayamayan materyalistler, kendi akıllarınca bu mücadeleye var güçleriyle devam ederler. Evrenin Big Bang'le sıfır hacimden var olduğu, yani yoktan yaratıldığı ve Allah'ın ayetlerinde işaret edildiği gibi genişlemekte olduğu ispat edilmiş, fakat materyalistler maddenin ezeli ve ebedi olduğu safsatasına insanları yönlendirebilmek için mantıksız iddialarla bu gerçeğe karşı mücadele yürütmüşlerdir. Kuantum fiziği, maddenin yalnızca ışık dalgalarından ibaret olduğunu göstermiş, fakat materyalistler maddenin mutlak varlığını savunup madde dışında hiçbir şeyi kabul etmediklerinden, bu gerçeği sürekli olarak inkar edecek yollar aramışlardır. Sayısız bilimsel gelişme ve özellikle paleontolojide elde edilen bulgular, evrim teorisinin geçersiz olduğunu bilimsel olarak ispatlamış, fakat materyalistler yine de canlıların evrimleştiği aldatmacasını telkin ederek baştan yenilgiye uğramış mücadelelerine kendilerince devam etmişlerdir. Bilim, materyalizme darbe vurdukça, materyalist karşı çıkma sürekli gündeme gelmiştir. Materyalizm, bilimsel delillere, psikolojik mücadele ile karşılık vermiştir. Darwinizm aldatmacası ile yapılmaya çalışılan da işte tam olarak budur.

Bu öyle bir şeydir ki, Nobel ödüllü profesörleri, bilim adamlarını, paleontologları, mikrobiyologları, zoologları, bilim yazarlarını bir araya getirerek "suyun içinde moleküller vardı; çamur, tesadüf ve zamanın etkisiyle hücre oldu" gibi akıl almaz bir aldatmacayı hiç utanmadan, hiç çekinmeden savununur hale getirmiştir. Bu insanlar, öyle bir büyü meydana getirmişlerdir ki, milyonlarca insan, bu psikolojik mücadelenin etkisiyle suya düşen yağ taneciklerinin hücre haline gelmesine, bir balığın sudan yürüye yürüye çıkmasına, tarihte ilk kuşun dinozor yumurtasından çıkarak uçmaya başladığına, maymunların zaman içinde tesadüfen gelişerek keşifler yapan, medeniyetler kuran, teknolojiler geliştiren, bilgisayar yazılımları oluşturan, uzaya roket gönderen insana dönüştüğüne inanmaya başlar.

Bir bilim adamı, o zamana kadar hiç kimsenin keşfedemediği, hücrenin olağanüstü yapısının "yalnızca bir bölümünü" keşfettiği için Nobel ödülüne layık görülür. Ama aynı bilim adamı, ödülünü aldıktan sonra öğrencilerine o hücrenin bir çamur birikintisinden rastgele oluştuğu masalını anlatmakta hiçbir sakınca görmez. Aynı bilim adamı, sayısız bilimsel çalışmanın altında imzası olmasına rağmen, öğrencilerine büyük birer sahtekarlık örneği olan Piltdown adamını, Haeckel'in embriyo çizimlerini, sanayi kelebeklerini evrimin en büyük delilleriymiş gibi anlatmaktan çekinmez.

İşte deccal sistemi olan masonluğun oluşturduğu büyünün etkisi, bu kadar acınacak hale getirir Darwinistleri. Deccal, Darwinizm ile neredeyse bütün beyinlere ulaşmış, insanları uzun bir süre boyunca aldatmış, yalan söylemiş, sahtekarlık yapmıştır. İnsanların pek çoğu körü körüne, bilinçsizce, farkında olmadan bu yalana uymuş, yıllarca kendisini adeta hayvan soyunun bir parçası olarak görmüş, hatta bu sebeple vahşileşmiş, umursuzlaşmış, Allah'a karşı sorumluluklarından uzaklaşmıştır. Deccal, yani masonluk, Darwinizm'i kullanarak dünyanın en büyük aldatmacalarından birini yeryüzüne yaymıştır. Deccalin etkisi ile Darwinizm, tarihin en büyük kitle aldatmacası haline gelmiştir.

Fakat deccal sistemini yayan masonların bu alandaki başarısı, sahte bir başarıdır. Darwinizm aldatmacası artık sona ermiştir.

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda artık Darwinizm'in bütün sahtekarlıkları ortaya çıkmıştır. Darwinistlerin 150 yıldır öne sürdükleri tüm ara form örneklerinin sahte olduğu anlaşılmıştır. Dünyanın hemen her yeri kazılmış, 250 milyondan fazla fosil çıkarılmış ama bunların tek bir tanesinin bile ara form olmadığı açıkça görülmüştür. Fosillerin tamamının mükemmel canlıları temsil ettiği, büyük bir çoğunluğunun da günümüz canlılarına ait olduğu anlaşılmıştır. İnsanlar, bu kanıt ile, canlıların bugünkü görünümleriyle ortaya çıktıklarını ve hiçbir değişim geçirmediklerini anlamışlardır. İşte insanlar, bu gerçek ile, Darwinistlerin neden fosilleri sakladıklarını, neden bilimsel delilleri insanlardan gizlemeye çalıştıklarını da anlamışlardır. Evrim teorisinin, mikrobiyoloji, paleontoloji, moleküler biyoloji, genetik gibi bilimlerin ortaya koyduğu sonuçlar karşısında gerçekleşmesi imkansız bir teori olduğu kesin olarak ispatlanmıştır.
Bütün bunların yanı sıra, Darwinistlerin Allah inancına ve yaratılış gerçeğine karşıt bir tutum içinde oldukları ve bunun nedeninin de Darwinizm'i, sapkın bir din olarak benimsemeleri olduğu görülmüştür. Böylelikle Darwinistlerin, insanları aldatabilmek için neden türlü türlü aldatmaca ve sahtekarlığa başvurdukları da anlaşılmıştır. İnsanların karşısında, evrimi reddeden çok fazla delil vardır. Artık insanlar, evrimin bir aldatmaca olduğunun açıkça farkına varmışlardır. Evrim teorisinin tek bir delille bile desteklenmediğinin artık bilincindedirler. Darwinist aldatmacanın etkisine girmeleri artık, Allah'ın dilemesiyle, imkansızdır.

İnsanlar evrim teorisinin geçersizliğinin delillerini gösteren sergilere gitmiş, yaşayan fosilleri incelemişlerdir. Fosillerin her birine kendi elleriyle dokunmuşlar, onları kendi gözleriyle görmüşlerdir. Canlıların milyonlarca yıl boyunca değişmeden kalmış olduklarını, hiçbir evrim geçirmediklerini hayranlık içinde öğrenmişlerdir. Yaratılış Atlası'nın her bir sayfasını dikkatle incelemiş, günümüzde yaşayan canlı türlerinin milyonlarca yıl önce de aynı şekilde olduklarına kendileri kanaat getirmişlerdir. Yeryüzünün; araştırılıp incelendiği her an, sürekli olarak yaratılış gerçeğini destekleyen kanıtlar sunduğunu anlamış durumdadırlar. Darwinistlere yapılan; dünyanın en ünlü meydanlarında "yalnızca tek bir ara fosil göstermeleri" çağrısının, derin bir sessizlikle karşılık bulduğunu da açıkça ve şaşkınlıkla görmüşlerdir. Darwinizm propagandasının tüm yöntemleri deşifre edilmiş ve insanlara bu aldatmacanın destekçisi olmamaları gerektiği, kitaplar, DVD'ler, internet yayınları, konferanslar ve televizyon röportajları yoluyla kapsamlı olarak anlatılmıştır.

Aldatmacanın kanıtlarını gören insanlar, dünya çapında büyük bir fikri aydınlanma yaşamış ve bunca yıldır aldatılmış olduklarından dolayı haklı bir tepki göstermiş, okullarda çocuklarına Darwinizm safsatasının okutulmasını tepki ile karşılamış, yapılması planlanan evrim sergilerine, evrim konferanslarına yani Darwinist propagandaya itiraz etmiş, Darwinistlere açıkça meydan okumuşlardır. Öğrenciler, biyoloji derslerinde, Darwinizm yanlısı öğretmenleri ile evrim teorisinin bilimsel mantıksızlığına ve delilsizliğine dair tartışmalara girmişlerdir. Uzun yıllar boyunca evrim teorisinin gerçek yüzünü bilmedikleri için kandırılmakta olan insanlar, bilinçlenmelerinin ve Darwinizm'in iç yüzünü görmelerinin ardından, yıllar boyunca nasıl aldatıldıklarını şaşkınlıkla fark etmiş ve buna yüksek sesle itiraz etmişlerdir. Artık Darwinistler de bilmektedirler ki, Darwinizm dünya çapında ölmüştür ve tekrar ayağa kalkıp insanları aynı yöntemlerle kandırması Allah'ın izniyle imkansızdır. Dünya çapındaki bu büyük fikri aydınlanmanın en önemli göstergelerinden biri çeşitli medya kuruluşları ve internet siteleri tarafından yapılan anketlerdir. Örneğin, Associated Press Ajansı ve NBC'nin yaptığı ulusal anketin sonuçlarına göre, Amerikalıların %86'sı artık yaratılış gerçeğinin de okullarda okutulmasını istemektedir. Almanya'nın Süddeutsche Zeitung gazetesi internet sitesinde 8 Temmuz 2007 tarihinde yapılan anketin sonucuna göre, evremi reddedenlerin oranı %87'dir. Almanya Die Welt gazetesi internet sitesinin 17 Nisan 2008 tarihli anketine göre, bu oran %86'dır. İsviçre'nin Blick gazetesi internet sitesinin yaptığı 4 Mayıs 2007 tarihinde yaptığı ankete göre, yaratılış gerçeğine inananların oranı %85'dir. Fransa Science Actualités gazetesi internet sitesinin 16 Şubat 2007 tarihli anketine göre evrime inanmayanlar %92'dir. Yine 2 Şubat 2009 tarihli Guardian gazetesinin haberine göre, İngiltere'de yapılan bir anket, İngilizlerin yalnızca %25'inin Darwin'in evrim teorisine inandıklarını göstermektedir. Yine, Fransız Nouvel Observateur ve Science et Avenir ortak internet sitesinde 06.07.2009 tarihinde yayınlanan bir habere göre, Fransız okullarında, evrim teorisine inanan öğrencilerin sayısında bir hayli düşüş olduğu saptanmış ve söz konusu yayın bu durumu Yaratılış Atlası'nın Fransa'daki etkilerine bağlamıştır. Darwinist profesörler, Darwinizm'in aldığı bu büyük yarayı oldukça "ciddi", "üzücü", Darwinizm adına "utanç verici" olarak nitelendirmişlerdir.

İsveçli embriyolog Soren Lovtrup, Darwinizm aldatmacasının bugün geldiği durum ile ilgili olarak şu yorumu yapmaktadır:
Sanırım hiç kimse bilimin tüm alanlarının sahte bir teoriye bağımlı olmasının büyük bir yanlış olduğunu inkar etmeyecektir. Ama biyolojide gerçekleşmiş olan durum budur: Uzun zamandır insanlar evrim problemlerini "Darwin" sözlüğüne özgü bir şekilde tartışmaktadırlar - 'adaptasyon', 'seleksiyon baskısı', 'doğal seleksiyon' vs - bunu yaparak doğal olayların açıklamasına katkıda bulunacaklarına inanmaktadırlar. Ama bunu başaramamaktadırlar...
İnanıyorum ki bir gün Darwin miti bilim tarihinin en büyük aldatmacası olarak yerini alacaktır.
Şu anda Darwinizm'in, bilim tarihinin en büyük aldatmacası olduğu gerçeği oldukça hızlı bir şekilde tüm dünyaya yayılmaktadır. Yaratılış gerçeğine karşı, Avrupa Konseyi gibi resmi kurumlar tarafından gerçekleştirilen engellemeler, Darwinistlerin bu konudaki şiddetli paniğini gözler önüne sermektedir. Tarihte hiçbir zaman, devletleri temsil eden bir parlamentonun bir aldatmacaya arka çıktığı ve bir sahtekarlığı desteklemek için resmi bir karar aldığı görülmemiştir. İşte Darwinist paniğin Darwinizm yanlılarını 21. yüzyılda getirdiği durum budur. Darwinistler, baskıcı hükümet kararlarının, evrimi derslere mecburi olarak dahil etmenin, yargıyı taraflı bir şekilde kullanarak yaratılış gerçeğini öğrencilerden özenle gizlemeye çalışmanın, tek yanlı dayatma yapmanın bu aldatmacayı ayakta tutmaya devam edeceğini zannetmektedirler. Oysa dünyadaki milyarlarca insanın Darwinizm aldatmacasına karşı samimi kanaatleri, baskı ve zorla uygulanan tüm yöntemlerin ve bundan elde edilen neticenin çok üstündedir.

Hiçbir Darwinist, getirdiği yasakçı bir yasa ile insanların zihnen inandığı kesin bir kanaati değiştiremez. Hiçbir Darwinist, sayısız delille yalanlanmış bir teoriyi zor kullanarak, sürekli dayatarak insanlara inandıramaz. Bu imkansızdır. Darwinist oyun artık sona ermiştir. İnsanlar bugün 21. yüzyılda gerçeklere diledikleri gibi, istedikleri kaynaklardan ulaşabilmektedirler. Dolayısıyla yasaklama, engelleme ve baskı, Darwinistlere hiçbir zaman istedikleri sonucu vermeyecek, Darwinist aldatmacaya karşı fikri tepki gitgide artarak devam edecektir.
Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah tüm varlıkların Hakimi'dir. Deccalin oyunları bu gerçeği insanlardan gizleyemeyecektir. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:

Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. (Saff Suresi, 8)