Evrim teorisinin yaratılış ile çelişmediğini ileri sürenlerin yanıldıkları ve göz ardı ettikleri çok önemli bir nokta vardır: Söz konusu çevreler, Darwinizm'in ana iddiasının, "canlı türleri birbirlerinden evrimleşerek ortaya çıktı" tezi olduğunu düşünürler. Oysa evrimcilerin ana iddiaları bu değildir. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, evrimciler, "canlılığın tesadüfler sonucunda, bilinçsiz mekanizmalarla ortaya çıktığını" iddia ederler. Bu iddialarına göre ise yeryüzündeki canlılık "bir Yaratıcı olmadan, cansız maddelerden kendi kendine" meydana gelmiştir.
Söz konusu iddia bir Yaratıcı'nın varlığını daha en baştan reddetmektedir. Ve bu nedenle inançlı insanlar tarafından kesinlikle kabul edilemez. Ancak bazı Müslümanlar bunun tam olarak farkında olmadıkları için "Allah canlıları birbirlerinden evrimleştirerek yaratmış olabilir" varsayımından yola çıkarak evrimi savunmakta kendilerince bir sakınca görmemektedirler.
Fakat burada çok önemli bir tehlikeyi göz ardı etmektedirler. Unutulmamalıdır ki, "evrimle din paralel" gibi gösterilmeye çalışıldığında, bazı inançlı insanlar, aslında kabul edilmesi kendileri açısından tamamen olanaksız olan bu fikre destek vermiş, onu tasdik etmiş olurlar. Evrimciler ise, fikirlerini topluma daha kolay kabul ettirmelerini sağladığı için bu duruma göz yumarlar.
Konuya salih bir Müslüman olarak bakıldığında ve Kuran ayetleri doğrultusunda düşünüldüğünde, temelinde "tesadüf" inancının yattığı bir teori ile İslam dininin arasında ortak bir nokta bulunamayacağı açıktır. Evrim teorisi, tesadüfleri, zamanı ve cansız maddeleri ilah olarak kabul edip, bu güçsüz, bilinçsiz varlık ve kavramlara yaratıcılık sıfatını vermektedir. (Allah'ı tenzih ederiz.) Bir Müslüman böylesine putperest temellere dayalı bir teoriye asla sahip çıkmaz. İnançlı bir insan, tek Yaratıcı olan Allah'ın herşeyi yoktan var ettiğine iman eder ve bu gerçeğe karşı gelen her türlü fikir ve inanç ile bilim ve akıl yoluyla mücadele eder.
Evrim teorisi materyalizmin bir parçasıdır ve materyalizmin sapkın iddiasına göre evrenin başı ve sonu, dolayısıyla da bir Yaratıcısı yoktur. Bu din ahlakına uygun olmayan ideolojiye göre, evren; galaksiler, yıldızlar, gezegenler, Güneş, diğer gök cisimleri ve onların sahip oldukları kusursuz sistemler ve tüm bunların birbirleri ile olan mükemmel uyumları tamamen tesadüflerin eseridir. Aynı şekilde evrim teorisinin yanılgılarına göre, canlılığın yapı taşı olan ilk protein ve ilk canlı hücre de birtakım kör tesadüflerin etkisiyle kendiliğinden meydana gelmiştir. Yeryüzündeki, denizlerdeki ve göklerdeki canlıların vücutlarındaki kusursuzluk da yine tesadüflerin eseridir. Yaratılışa ait deliller, kendi bedenleri başta olmak üzere, etraflarını kuşatmışken evrimciler bu büyük gerçeği görmezden gelir ve tüm bu mükemmellikleri başıboş tesadüflere, şuursuz süreçlere bağlarlar. Dolayısıyla daha önce de belirttiğimiz gibi, evrimcilerin ana özelliği tesadüfleri ilahlaştırmaları ve Allah'ın varlığını reddetmeleridir. Ancak bir kimse Allah'ın apaçık varlığını ve büyüklüğünü kabul etmese de, ya da bunu görmemekte dirense de bu hiçbir şeyi değiştirmez. Allah'ın sonsuz ilmi ve benzersiz sanatı, yarattığı herşeyde kendini göstermektedir.
Nitekim 21. yüzyılda elde edilen bilimsel bulgular da evrimcilerin "canlılık tesadüflerle ve doğal etkenlerle kendi kendine oluştu" yönündeki asılsız iddialarını kesin olarak reddetmektedir. Canlılıktaki söz konusu kusursuzluk, tüm canlıları üstün bir akıl ve bilgiyle yaratanın Allah olduğunu gösterir. En basit olarak bilinen canlıların dahi indirgenemez kompleksliğe sahip olmaları, evrimi savunanları kesin bir çıkmaza sokmaktadır. Nitekim evrimcilerin bizzat kendileri de bu gerçeği sık sık itiraf etmektedirler. Örneğin İngiliz matematikçi ve astronom Prof. Fred Hoyle, bir evrimci olmasına rağmen, canlılığın tesadüfen oluşmasının imkansız olduğunu şöyle itiraf eder:
"Herşeyden önce canlılığın tesadüfler sonucunda oluşması ihtimali o kadar küçüktür ki, bu iddiayı kabul etmek mantık dışıdır." 8
Evrimci Pierre-Paul Grassé ise, tesadüflerin yaratıcı gücü olduğuna inanmanın hayalperestlik olduğunu şöyle kabul eder:
"Darwinizm'e göre, tek bir bitki, tek bir hayvan, tam olması gerektiği şekilde binlerce ve binlerce faydalı tesadüflere maruz kalmalıdır. Yani mucizeler sıradan bir kural haline gelmeli, inanılmaz derecede düşük olasılıklara sahip olaylar kolaylıkla gerçekleşmelidir. Hayal kurmayı yasaklayan bir kanun yoktur, ama bilim bu işin içine dahil edilmemelidir." 9
Evrimcilerin, ideolojileri uğruna düştükleri durum bu sözlerde iyice belirginleşmektedir. Çünkü teorilerinin çıkmazda olduğunu ve bilim dışılığını gördükleri halde yalnızca ideolojik saplantıları nedeniyle evrim teorisinden vazgeçmemektedirler. Fred Hoyle bir başka açıklamasında, evrimcilerin "tesadüfe" inanmalarının nedenini şöyle açıklar:
Evrimcilerin, canlılığın tesadüfler sonucunda cansız maddelerden kendiliğinden oluştuğunu iddia etmeleri, ABD'deki Hürriyet Anıtı'nın, denize düşen yıldırımlar sonucunda tesadüfen biraraya gelen kum ve çakıllardan oluştuğunu iddia etmek kadar akıl ve mantık dışıdır.
"Aslında, yaşamın akıl sahibi bir varlık tarafından meydana getirildiği o kadar açıktır ki, insan bu açık gerçeğin neden yaygın olarak kabul edilmediğini merak etmektedir. Bunun (kabul edilmemesinin) nedeni, bilimsel değil, psikolojiktir."10
Fred Hoyle'ün psikolojik dediği neden, daha önce de söz edildiği gibi, evrimcilerin yaratılışı inkar etmeye şartlanmış olmalarıdır. Tüm bunlar, bazı Müslümanların, evrim teorisinin Allah'ı inkar etmek için savunulan bir fikir olduğunu görmeleri için yeterli delillerdir.
12 Şubat 2010 Cuma
MÜSLÜMAN EVRİMCİLERİN GÖZ ARDI ETTİKLERİ ÖNEMLİ GERÇEKLER
Bazı Müslümanların, evrimcilerin telkinleri altında kaldıklarından ve bilimsel gelişmelerden haberdar olmadıkları için evrim teorisini bilimsel bir gerçek sandıklarından bahsettik. İşte bu bilgi eksikliği söz konusu kimselerin evrim teorisiyle ilgili pekçok gerçeği göz ardı etmelerine neden olur. Evrim teorisinin putperest bir anlayış olduğunu, tesadüfleri ve doğa olaylarını adeta ilah gibi gösterdiğini (Allah'ı tenzih ederiz), teorinin kurucusu olan Charles Darwin'in dinsiz kimliğini ve evrim teorisinin neden olduğu zulmü, kargaşayı, savaşları ve diğer belaları görmezden gelirler.
Bu bölümde Müslüman evrimcilerin göz ardı ettikleri bu gerçekler üzerinde durulacak ve bu kişiler materyalist-ateist düşünceye destek sağlayan putperest bir anlayışı savunmaktan bir an önce vazgeçmeye davet edileceklerdir.
EVRİM DÜŞÜNCESİ ESKİ YUNAN'DAN GELEN PUTPEREST BİR İNANÇTIR
Evrim teorisi, bu teoriyi savunanların iddia ettikleri gibi bilimsel bir teori değil, putperest (pagan) bir inançtır. İlk olarak Mısır, Babil ve Sümer gibi Milattan önce yaşamış toplumların batıl dinlerinde rastlanan evrim fikri, buradan Eski Yunan toplumundaki filozoflara geçmiştir. Putperest Sümerlerin yazıtlarında, yaratılışı inkar eden ve canlıların başıboş bir süreç sonucunda kademeli bir şekilde oluştuğunu iddia eden ifadelere rastlanmaktadır. Sümerlere göre canlılık, cansız su kaosundan kendiliğinden oluşmuştur.
Mısırlılar da kendi batıl dinlerinin gereği olarak "yılan, kurbağa, solucan ve farelerin, su baskınlarıyla taşan Nil ırmağının çamurlarından oluştuklarına" inanıyorlardı. Sümerlerin yaptığı gibi Mısırlılar da bir Yaratıcı'nın varlığını inkar ediyor ve "canlıların tesadüfler sonucunda balçıklardan" meydana geldiğini düşünüyorlardı.
Miletli Yunan felsefecilerden Empedokles, Thales ve Anaksimenderes'in en önemli iddiaları da yine ilk canlıların cansız maddelerden -hava, ateş, su gibi- kendiliğinden oluştuğuydu. Bu batıl inanışa göre ilk canlılar suda birdenbire oluşmuş, daha sonra sudaki bu canlılardan bazıları suyu terk etmiş ve karaya uyum sağlayarak orada yaşamaya başlamışlardı. Miletli felsefeci Thales de tüm hayatın kökeninin "su" olduğuna inanıyordu. Sudan yola çıkarak bitkilerin, hayvanların geliştiğini ve en sonunda da insanın oluştuğunu söylüyordu.2 Anaksimenderes "insan balıktan çıkmıştır" diyor ve diğer felsefeciler gibi hayvanların sudan çıktığı yanılgısını savunuyordu.3 Özellikle Anaksimenderes'in "Doğa" ismini taşıyan klasik şiiri evrim teorisinin anlatıldığı ilk yazılı eserdi. Anaksimenderes bu şiirinde hayvanların güneş ışığıyla buharlaşan bir balçıktan meydana geldiğini yazmıştı. Anaksimenderes'in yanılgılarına göre ilk hayvanlar dikenli ve pullu kabuklara sahipti ve denizlerde yaşıyorlardı. Sözde bu balığa benzeyen yaratıklar daha sonra değişim geçirmiş, karaya geçerek pullu kabuklarını dökmüş ve insana dönüşmüşlerdi.4 (Detaylı bilgi için Bkz. Darwinizm Dini, Harun Yahya, Global Yayıncılık, 1999) Anaksimenderes'in bu mantık dışı teorisi, günümüzdeki evrim teorisinin ilk temeli olarak düşünülebilir. Nitekim Darwin'in evrim teorisiyle Anaksimenderes'inki arasında çok büyük benzerlikler bulunmaktadır.
Empedokles ise kendisinden önceki yanılgıları birleştirip, temel elementler olarak su, ateş, hava ve toprağı benimsemişti. Bu elementlerin biraraya gelerek vücutları oluşturduklarını düşünmüştü. İnsanın bitki yaşamından gelişmiş olduğuna ve bu sürecin gerçekleşmesinde tek sorumlu etkenin tesadüf olduğu hayaline inanmıştı.5 Böylece evrim teorisinin temel dayanağı olan "tesadüf" kavramı da dile getirilmiş oluyordu.
Aynı dönemlerde Heraklitos ise bir başka gerçek dışı düşünce öne sürmüş, "kainatın sürekli olarak değiştiğini, bu nedenle de evrenin başlangıcındaki efsanevi hareketi sorgulamanın anlamsız bir şey olduğunu" belirtmiş, evrenin bir başlangıcı veya sonu olmadığını, sadece var olduğunu savunmuştu.6 Kısacası, evrim teorisinin kökenindeki materyalist inanç, eski Yunan'da da aynı şekilde vardı.
Kendiliğinden oluşum yanılgısı da başta Aristo olmak üzere pek çok Yunanlı felsefeci tarafından destekleniyordu. Bu batıl düşünceye göre hayvanlar, özellikle de bazı kurtlar, böcekler ve bazı bitkiler, döllenme veya benzer üreme tarzına ihtiyaç duymadan, doğada kendi kendilerine oluşuyorlardı. Aristo'nun doğa bilimleriyle ilgili düşüncesi üzerine çalışmalarıyla tanınan Marquat da şöyle demişti:
"Aristo, başka hiçbir açıklama biçimi bulamadığı bazı olayların izahı için, spontane oluşumu (cansız maddelerin biraraya gelip aniden canlı bir varlık oluşturmaları) kabul ettiği ölçüde yeryüzünde hayatın menşei ile meşgul olmuştur."7
Dikkatli bakıldığı zaman geçmiş çağların evrimci düşünürleri ile günümüz evrimcilerinin fikirleri arasında çok büyük benzerlikler olduğu görülür. Evrenin başı ve sonu olmadığı yönündeki materyalist düşüncenin ve canlıların tesadüfler sonucu oluştuğunu iddia eden evrimci düşüncenin kökenlerini putperest Sümer kültüründe ya da materyalist Yunan düşünürlerinde bulmak mümkündür. Canlılığın sudan ve ilkel çamur adı verilen bir karışımdan tesadüfen meydana geldiği ve hatta tesadüflerin, canlıların oluşumunun tek etkeni olduğu aldatmacası, aralarında asırlar bulunan bu iki inancın temelini oluşturmaktadır.
İşte Müslüman evrimcilerin destek verdikleri evrim teorisinin kökeni bu kadar eksilere kadar uzanan batıl bir anlayıştır. Materyalist düşüncelerle ortaya atılmıştır ve putperest anlamlar içermektedir.
Aslında evrim yalnızca Sümerlerde ya da eski Yunan düşünürlerinde rastlanan batıl bir inanış değildir. Kaynağı eski Yunan olmakla beraber günümüzde Konfüçyüsçülük, Taoizm, Budizm gibi tüm batıl dinlerin özünde evrim inancının olduğu bilinmektedir. Bu da evrim teorisinin, İslam inancıyla tamamen zıt, batıl bir inanış olduğu gerçeğini tasdiklemektedir.
Tarihsel bulgulara rağmen evrimi savunan ve "Yaratılışçı Evrim Teorisi"nin Kuran ayetleriyle desteklendiği yanılgısını öne süren bazı Müslüman evrimciler, evrim fikrinin kaynağını da kendilerince yine İslam dünyasına mal etmeye çabalamaktadırlar. Bu iddiaya göre ilk evrimci düşünce Müslüman düşünürlerden çıkmıştır ve bu düşünürlerin eserlerinin yabancı dillere çevrilmesi Batı dünyasında evrim düşüncesini meydana getirmiştir.
Oysa Yunanlı düşünürlerin evrim teorisine ait fikirlerinden verilen bu birkaç örnek bile evrim teorisinin eski pagan toplumlarından kalma ilkel bir inanç olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.
Gerçekler bu kadar açık ve hem bilimsel hem de tarihsel bulgularla sabitken, materyalist temeller üzerine kurulmuş olan evrimci düşünceyi Müslümanlara mal etmeye çalışmak büyük bir hata olur.
Bu bölümde Müslüman evrimcilerin göz ardı ettikleri bu gerçekler üzerinde durulacak ve bu kişiler materyalist-ateist düşünceye destek sağlayan putperest bir anlayışı savunmaktan bir an önce vazgeçmeye davet edileceklerdir.
EVRİM DÜŞÜNCESİ ESKİ YUNAN'DAN GELEN PUTPEREST BİR İNANÇTIR
Evrim teorisi, bu teoriyi savunanların iddia ettikleri gibi bilimsel bir teori değil, putperest (pagan) bir inançtır. İlk olarak Mısır, Babil ve Sümer gibi Milattan önce yaşamış toplumların batıl dinlerinde rastlanan evrim fikri, buradan Eski Yunan toplumundaki filozoflara geçmiştir. Putperest Sümerlerin yazıtlarında, yaratılışı inkar eden ve canlıların başıboş bir süreç sonucunda kademeli bir şekilde oluştuğunu iddia eden ifadelere rastlanmaktadır. Sümerlere göre canlılık, cansız su kaosundan kendiliğinden oluşmuştur.
Mısırlılar da kendi batıl dinlerinin gereği olarak "yılan, kurbağa, solucan ve farelerin, su baskınlarıyla taşan Nil ırmağının çamurlarından oluştuklarına" inanıyorlardı. Sümerlerin yaptığı gibi Mısırlılar da bir Yaratıcı'nın varlığını inkar ediyor ve "canlıların tesadüfler sonucunda balçıklardan" meydana geldiğini düşünüyorlardı.
Miletli Yunan felsefecilerden Empedokles, Thales ve Anaksimenderes'in en önemli iddiaları da yine ilk canlıların cansız maddelerden -hava, ateş, su gibi- kendiliğinden oluştuğuydu. Bu batıl inanışa göre ilk canlılar suda birdenbire oluşmuş, daha sonra sudaki bu canlılardan bazıları suyu terk etmiş ve karaya uyum sağlayarak orada yaşamaya başlamışlardı. Miletli felsefeci Thales de tüm hayatın kökeninin "su" olduğuna inanıyordu. Sudan yola çıkarak bitkilerin, hayvanların geliştiğini ve en sonunda da insanın oluştuğunu söylüyordu.2 Anaksimenderes "insan balıktan çıkmıştır" diyor ve diğer felsefeciler gibi hayvanların sudan çıktığı yanılgısını savunuyordu.3 Özellikle Anaksimenderes'in "Doğa" ismini taşıyan klasik şiiri evrim teorisinin anlatıldığı ilk yazılı eserdi. Anaksimenderes bu şiirinde hayvanların güneş ışığıyla buharlaşan bir balçıktan meydana geldiğini yazmıştı. Anaksimenderes'in yanılgılarına göre ilk hayvanlar dikenli ve pullu kabuklara sahipti ve denizlerde yaşıyorlardı. Sözde bu balığa benzeyen yaratıklar daha sonra değişim geçirmiş, karaya geçerek pullu kabuklarını dökmüş ve insana dönüşmüşlerdi.4 (Detaylı bilgi için Bkz. Darwinizm Dini, Harun Yahya, Global Yayıncılık, 1999) Anaksimenderes'in bu mantık dışı teorisi, günümüzdeki evrim teorisinin ilk temeli olarak düşünülebilir. Nitekim Darwin'in evrim teorisiyle Anaksimenderes'inki arasında çok büyük benzerlikler bulunmaktadır.
Empedokles ise kendisinden önceki yanılgıları birleştirip, temel elementler olarak su, ateş, hava ve toprağı benimsemişti. Bu elementlerin biraraya gelerek vücutları oluşturduklarını düşünmüştü. İnsanın bitki yaşamından gelişmiş olduğuna ve bu sürecin gerçekleşmesinde tek sorumlu etkenin tesadüf olduğu hayaline inanmıştı.5 Böylece evrim teorisinin temel dayanağı olan "tesadüf" kavramı da dile getirilmiş oluyordu.
Aynı dönemlerde Heraklitos ise bir başka gerçek dışı düşünce öne sürmüş, "kainatın sürekli olarak değiştiğini, bu nedenle de evrenin başlangıcındaki efsanevi hareketi sorgulamanın anlamsız bir şey olduğunu" belirtmiş, evrenin bir başlangıcı veya sonu olmadığını, sadece var olduğunu savunmuştu.6 Kısacası, evrim teorisinin kökenindeki materyalist inanç, eski Yunan'da da aynı şekilde vardı.
Kendiliğinden oluşum yanılgısı da başta Aristo olmak üzere pek çok Yunanlı felsefeci tarafından destekleniyordu. Bu batıl düşünceye göre hayvanlar, özellikle de bazı kurtlar, böcekler ve bazı bitkiler, döllenme veya benzer üreme tarzına ihtiyaç duymadan, doğada kendi kendilerine oluşuyorlardı. Aristo'nun doğa bilimleriyle ilgili düşüncesi üzerine çalışmalarıyla tanınan Marquat da şöyle demişti:
"Aristo, başka hiçbir açıklama biçimi bulamadığı bazı olayların izahı için, spontane oluşumu (cansız maddelerin biraraya gelip aniden canlı bir varlık oluşturmaları) kabul ettiği ölçüde yeryüzünde hayatın menşei ile meşgul olmuştur."7
Dikkatli bakıldığı zaman geçmiş çağların evrimci düşünürleri ile günümüz evrimcilerinin fikirleri arasında çok büyük benzerlikler olduğu görülür. Evrenin başı ve sonu olmadığı yönündeki materyalist düşüncenin ve canlıların tesadüfler sonucu oluştuğunu iddia eden evrimci düşüncenin kökenlerini putperest Sümer kültüründe ya da materyalist Yunan düşünürlerinde bulmak mümkündür. Canlılığın sudan ve ilkel çamur adı verilen bir karışımdan tesadüfen meydana geldiği ve hatta tesadüflerin, canlıların oluşumunun tek etkeni olduğu aldatmacası, aralarında asırlar bulunan bu iki inancın temelini oluşturmaktadır.
İşte Müslüman evrimcilerin destek verdikleri evrim teorisinin kökeni bu kadar eksilere kadar uzanan batıl bir anlayıştır. Materyalist düşüncelerle ortaya atılmıştır ve putperest anlamlar içermektedir.
Aslında evrim yalnızca Sümerlerde ya da eski Yunan düşünürlerinde rastlanan batıl bir inanış değildir. Kaynağı eski Yunan olmakla beraber günümüzde Konfüçyüsçülük, Taoizm, Budizm gibi tüm batıl dinlerin özünde evrim inancının olduğu bilinmektedir. Bu da evrim teorisinin, İslam inancıyla tamamen zıt, batıl bir inanış olduğu gerçeğini tasdiklemektedir.
Tarihsel bulgulara rağmen evrimi savunan ve "Yaratılışçı Evrim Teorisi"nin Kuran ayetleriyle desteklendiği yanılgısını öne süren bazı Müslüman evrimciler, evrim fikrinin kaynağını da kendilerince yine İslam dünyasına mal etmeye çabalamaktadırlar. Bu iddiaya göre ilk evrimci düşünce Müslüman düşünürlerden çıkmıştır ve bu düşünürlerin eserlerinin yabancı dillere çevrilmesi Batı dünyasında evrim düşüncesini meydana getirmiştir.
Oysa Yunanlı düşünürlerin evrim teorisine ait fikirlerinden verilen bu birkaç örnek bile evrim teorisinin eski pagan toplumlarından kalma ilkel bir inanç olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.
Gerçekler bu kadar açık ve hem bilimsel hem de tarihsel bulgularla sabitken, materyalist temeller üzerine kurulmuş olan evrimci düşünceyi Müslümanlara mal etmeye çalışmak büyük bir hata olur.
NEDEN BAZI MÜSLÜMANLAR EVRİM TEORİSİNİ SAVUNUYORLAR?
Tarihin her döneminde insanlar evrenin ve canlıların kökeni üzerinde düşünmüş ve bu konuda çeşitli fikirler ortaya atmışlardır. Bu fikirleri evreni materyalist bakış açısıyla açıklamaya çalışanlar ve Allah'ın tüm kainatı yoktan var ettiğini -yani yaratılış gerçeğini- görenler olmak üzere iki başlık altında toplamak mümkündür.
Önsözde evrim teorisinin materyalist felsefe üzerine bina edildiğinden söz etmiştik. Materyalist bakış açısı, evreni oluşturan maddenin, var olan yegane varlık olduğunu iddia eder. Bu batıl inanışa göre madde sonsuzdan beri vardır ve maddeye hakim olan bir başka güç yoktur. Materyalistler, evrenin tesadüfler sonucunda kendiliğinden şekillendiğini, canlılığın ise zaman içerisinde yine kör tesadüfler sonucu cansız maddelerden evrimleşerek meydana geldiği yanılgısını kabul ederler. Bu yanılgıya göre, yeryüzündeki tüm canlılar doğal etkiler ve tesadüfler sonucu ortaya çıkmışlardır.
Diğer bir deyişle, materyalist felsefe canlılığın oluşumunu evrim teorisiyle açıklamaya çalışır. Evrim teorisi ile materyalist felsefe birbirini tamamlayan iki düşünce sistemidir. Eski Yunan'da doğan bu birliktelik, 19. yüzyılın ilkel bilim anlayışı içinde yeniden gündeme getirilmiş ve evrim teorisi materyalizme sözde bir destek oluşturduğu için -bilimsel olup olmadığına bakılmaksızın- materyalistler tarafından derhal kabul görmüştür.
Evrim teorisinin karşısında ise yaratılış gerçeği yer alır. Bu gerçeğe göre madde sonsuzdan beri var değildir, başıboş da değildir; Allah maddeyi yoktan yaratmış ve düzenlemiştir. Canlılar da yine Allah'ın yaratmasıyla var olmuştur. Evrendeki ve canlılardaki büyük tasarım, hesap, denge ve düzen, bu gerçeğin açık kanıtlarıdır.
İnsanın akıl ve gözlem yoluyla kavrayabileceği yaratılış gerçeği, tarihin başından bu yana din yoluyla insanlara öğretilmiştir. Tüm İlahi dinler, Allah'ın tüm kainatı yoktan, "Ol" emri ile yarattığını ve kainattaki kusursuz işleyişin Allah'ın üstün yaratma gücünün bir delili olduğunu bildirmişlerdir. Kuran'ın pek çok ayetinde de bu gerçek bizlere bildirilmiştir. Allah "Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir." (Bakara Suresi, 117) ayetiyle kainatı yoktan ve mucizevi biçimde yarattığını bildirmektedir. Enam Suresi'nde ise şu şekilde buyrulmaktadır:
O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi, 73)
Günümüzde bilim, materyalist-evrimci iddianın geçersizliğini göstermekte ve yaratılış gerçeğini doğrulamaktadır. Evrim teorisinin iddiasının aksine, çevremizi saran her bir yaratılış delili kainatta tesadüfe asla yer olmadığını bizlere göstermektedir. Göklerin, yeryüzünün ve tüm canlı varlıkların incelenmesi ile ortaya çıkan her detay Allah'ın büyük güç ve kudretinin birer delili niteliğindedir.
Materyalizm ile Allah inancı arasındaki fikri ayrılık, din ile dinsizlik arasındaki en temel farktır. Allah Kuran'da inkar edenler için, "Yoksa onlar, hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi?" (Tur Suresi, 35) buyurarak, onların yaratılış karşısındaki batıl iddialarına dikkat çeker. İnkarcılık, tarihin başından bu yana, evrenin ve insanların "yaratılmamış" oldukları yalanını öne sürmüş, bu saçma iddiayı bir şekilde makul gösterebilmek için çeşitli yollar aramıştır ve 19. yüzyılda Darwin'in teorisi ile, bu konuda en büyük girişimini yapmıştır.
Bu konuda fikri bir "uzlaşma" aramak, Müslüman için söz konusu değildir. Elbette insanlar istedikleri gibi düşünebilir, istedikleri teoriye inanabilirler. Ama ortaya atılma sebebi Allah'ı ve yaratılışı inkar etmek olan bir teori ile "uzlaşmak" mümkün değildir. Böyle boş bir çabaya girmek, dinin temelinden taviz vermek olur ki, bunun kabul edilmesi mümkün değildir.
Nitekim böyle bir girişimin dine zarar vermek anlamını taşıdığını bilen evrimciler, dindarları bu girişime zorlamak için çaba göstermektedirler.
EVRİMCİ YARATILIŞ GÖRÜŞÜ DARWINİSTLER TARAFINDAN TEŞVİK GÖRMEKTEDİR
Evrim teorisini körü körüne savunan bilim adamları, bilim alanında yaşanan ilerlemeler karşısında her geçen gün daha büyük bir açmaza girmektedirler. Çünkü her yeni gelişme teorilerinin aleyhinde olmakta ve yaratılış gerçeğini tasdik etmektedir. Bu nedenle de evrimci literatürde bilimsel deliller değil, demagojiler ağırlıktadır. Öte yandan en önde gelen evrimci bilim dergileri dahi evrim teorisinin çıkmazlarını itiraf etmek zorunda kalmaktadırlar. Bilimsel tartışmalar yaratılışı savunan bilim adamlarının kesin zaferleriyle sonuçlanmakta, evrimcilerin çaresizliklerine tüm dünya tanık olmaktadır.
Eğer sizi ele geçirecek olurlarsa size düşman kesilirler, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar. Onlar sizin inkar etmenizi içten arzu etmişlerdir. (Mümtehine Suresi, 2)
İşte bu noktada bir diğer yanılgı olan evrimsel yaratılış görüşü, materyalist çevrelerin imdadına yetişmektedir. Evrimciler, inanç sahibi kişilerin desteğini alabilmek ve onların evrim teorisi karşısında yaptıkları fikri mücadeleyi zayıflatabilmek için, "evrimsel yaratılış fikri"ni el altından destekleyerek farklı bir yol denemektedirler. Kendileri Allah'a inanmadıkları, tesadüfü ilahlaştırdıkları, yaratılış gerçeğine tamamen karşı oldukları halde, teorilerinin kabulünü hızlandıracağını düşündükleri için, bazı kimselerin Allah'ın canlıları evrimle yarattığı fikrine karşı sessiz kalır, hatta çoğu zaman bu fikri teşvik ederler. Ancak bu yalnızca bir taktiktir. Evrimciler dine ve yaratılış gerçeğine şiddetle karşıdırlar. Hatta yaratılış gerçeğinin çoğunluk tarafından kabul görmesini engellemek için gerekirse evrim teorisi ile yaratılış arasında bir uyum varmış gibi gösterilebileceğini, bunun yaratılışı savunanların gücünü kıracağını savunurlar.
Bu durumda Allah'ın tüm kainatın Yaratıcısı olduğuna iman edip, bilimin ortaya koyduğu gerçekleri göz ardı ederek evrim teorisine destek vermek, üstelik Kuran'daki açık izahları görmezlikten gelerek evrimin Kuran'a uygun olduğunu iddia etmek çok hatalı bir yaklaşımdır. Böyle bir yaklaşımı benimseyen inançlı kimseler, gerçekte materyalist felsefe yararına ortaya atılmış bir düşünceye destek vermekte olduklarını fark etmeli ve bundan vazgeçmelidirler.
EVRİMİ REDDETMENİN BİLİMİ REDDETMEK OLDUĞUNU DÜŞÜNME YANILGISI
Günümüzde tüm canlıların evrimsel bir süreç sonucunda meydana geldiklerini savunan Müslümanların sayısı azımsanamayacak kadar fazladır. Bunun nedeni ise bu kişilerin bilgi eksiklikleri, hatalı bakış açıları ve özellikle bilimsel konulardaki bazı yanılgılarıdır. Bunların en başında ise evrim teorisinin bilimsel ve kanıtlanmış bir gerçek olduğu yanılgısı gelir.
Oysa bu kişiler kesin olarak bilmelidirler ki, evrim teorisi günümüz bilimsel gelişmeleri karşısında tüm dayanaklarını yitirmiştir. Gerek moleküler düzeyde, gerekse biyoloji veya paleontoloji alanlarında yapılan araştırmalar canlıların evrimsel bir süreç sonunda meydana geldikleri yönündeki iddiaları tamamen geçersiz kılmıştır. Bilimsel gerçeklere rağmen evrim teorisinin bu kadar gündemde tutulmasının altında yatan neden ise, evrimcilerin yaptıkları demagojiler, yanlış örneklendirmeler, kelime oyunları, kullandıkları çarpık mantık örgüleri ve hatta kimi zaman sahtekarlıklarla halkı yanıltmaya çalışmalarıdır. Evrimcilerin, halk tarafından anlaşılmayan bilimsel terimleri kasten yoğun olarak kullandıkları konuşma ve yazıları analiz edildiğinde, aslında teori lehinde hiçbir delil öne süremedikleri görülür.
Darwinist yayınlar dikkatle incelendiğinde bunu görmek mümkündür. Hemen hiçbir zaman somut bilimsel delillere dayalı bir anlatım yoktur. Evrim teorisinin temel açmazları birkaç cümle ile geçiştirilir, öte yandan doğa tarihi konusunda pek çok masalsı senaryo yazılır. İlk canlılığın cansız maddelerden nasıl meydana geldiği, fosil kayıtlarındaki büyük boşluklar, canlılardaki kompleks sistemler gibi temel konuların üzerinde hiç durmazlar. Çünkü açıklayacakları her ayrıntı amaçlarına ters düşecek ve kendi teorilerinin çürüklüğünü gözler önüne serecektir.
Charles Darwin: "GÖZÜ DÜŞÜNMEK BENİ TEORİMDEN SOĞUTTU!" demişti.
Evrim teorisinin en büyük açmazlarından biri canlılardaki kompleks yapılardır. Örneğin evrimciler, yaklaşık 40 ayrı parçadan oluşan gözün tesadüfen oluştuğunu iddia ederler ama bunun nasıl olduğunu asla açıklayamazlar. Nitekim böyle muhteşem bir yapının şuursuz tesadüflerle oluşması mümkün değildir. Aşağıdaki şemada gözü oluşturan parçalardan bazıları görülmektedir.
Nitekim teorinin kurucusu olan Charles Darwin, canlılardaki kompleks sistemlerden biri olan gözü düşündüğünde teorisindeki açmazları fark etmiş ve "gözü düşünmek beni teorimden soğuttu" şeklinde bir itirafta bulunmuştur. Darwin gibi günümüzün evrimci bilim adamları da kompleks sistemlerin evrim teorisini büyük bir açmaza soktuğunu bilirler. Ancak bunları dile getirmek yerine demagoji yapmayı, bilimsel delil yerine senaryo yazarak kendilerince üstün gelmeyi ve türlü aldatmacalarla evrim teorisini bilimsel bir imajla süsleyerek insanlara dayatmayı tercih ederler.
Bu yöntemleri, evrimcilerle yaratılış gerçeğini savunan kişilerin karşı karşıya geldikleri tartışmalarda, evrimci yazılarda ya da belgesellerde görmek mümkündür. Zaten evrimcilerin de bilimsellik ya da akılcılık gibi bir endişeleri yoktur. Onlar için önemli olan toplumu evrimin bilimsel bir gerçek olduğuna inandırmak, bunun için de göz boyayıcı bir "bilimsellik" imajı oluşturmaktır. (Detaylı bilgi için bkz. Darwinizm'in Karanlık Büyüsü, Harun Yahya)
İşte Müslüman evrimciler de evrim teorisinin bu sözde bilimsel görüntüsünden etkilenirler. Özellikle de Darwinistlerin kullandıkları "evrim teorisine inanmayan dogmatiktir", "evrim teorisine inanmayan bilimsel değildir" şeklindeki asılsız sloganlardan tedirgin olur ve inandıkları gerçekten taviz verirler. Güncellikten uzak bilgilerin, evrim propaganda kitapçığı haline gelen eserlerin etkisinde kalıp, evrimin canlılığın oluşumunu açıklayabilen tek teori olduğunu sanırlar. Bilim dünyasında yaşanan gelişmeleri, evrim teorisindeki çelişkileri ve bu teorinin iddialarının tüm geçerliliğini yitirdiğini bilmediklerinden kendilerince din ile evrimi bağdaştırmaya çalışırlar.
Gerçekte ise evrim ve yaratılış birbirinin zıttıdır. Evrim teorisinin geçersizliğinin ortaya konması, yaratılış gerçeğini kabul etmeyi zorunlu kılmaktadır.
Bu nedenledir ki, evrim teorisi ile ilgili tartışmalar, materyalistler için bir tür "mücadele alanı" durumundadır. Konuyla ilgili tartışmaları bilimsel bir yaklaşımla değerlendirmez, doğrudan ideolojik bir mücadele olarak görürler. Yaratılışı savunanları engelleyebilmek için her türlü yönteme başvururlar.
Evrim teorisini savunan Müslümanların, bu fikri mücadelenin farkına varmaları gerekmektedir. Darwinizm, herhangi bir bilimsel tez değil, insanlara Allah'ı inkar ettirmek için kurgulanan ve savunulan bir düşünce sistemidir. Bilimsel hiçbir dayanağı bulunmamasına rağmen, sırf taraftarlarının propagandalarına aldanarak bu teoriyi benimsemek, bir Müslümanın asla düşmemesi gereken bir yanılgıdır.
EVRİMCİLERİN ÇOĞUNLUK OLMASINDAN ETKİLENMELERİ
Evrimcilerin, insanları kendi saflarına çekmek için kullandıkları propaganda yöntemlerinin başında "teori, bilim dünyasının geneli tarafından kabul edilmektedir" aldatmacası gelir. Bir başka deyişle, evrimciler çevrelerindeki insanlara, kendilerinin daima çoğunluk oldukları ve çoğunluğun da her zaman haklı olduğu yönünde telkinde bulunurlar. "Bu kadar insan evrimi savunduğuna, üniversitelerde evrime inananlar ağırlıkta olduğuna göre teori doğrudur" mantığıyla, kitleler üzerinde -ve bu arada inançlı insanlar üzerinde de- psikolojik baskı oluşturmaya çalışırlar.
Evrimcilerin bu propaganda yönteminin yanlışlığı -kendisi de bir evrimci olan- Boğaziçi Üniversitesi eski felsefe profesörü merhum Arda Denkel tarafından şu şekilde açıklanmıştır:
"Evrim kuramını, çok sayıdaki saygın kişinin, kuruluşun evrimciliği benimsemiş olması mı kanıtlayacak? Yoksa mahkeme kararlarıyla mı doğru kılınacak bu kuram? Doğruluğu sağlayan şey, saygın ve yetki sahibi kişilerce doğru bulunmak mıdır acaba? Bir tarihsel olguyu anımsatmak isterim. Galileo Galilei, döneminin bütün saygın kişilerine, hukukçularına ve özellikle de bilim adamlarına karşı tek başına karşı çıkıp doğru olanı söylüyor ve savunmuyor muydu? Engizisyon mahkemelerinin öbür eylemleri de, ortaya buna benzer görünümler koymamış mıydı? Toplumda saygın ve başat olan çevreleri arkasına almak, ne doğruluk yaratan, ne de bilimsellikle doğrudan ilgili olan bir şeydir."1
Yaratılış gerçeğini kabul eden bilim adamlarından bazıları:
Harvard Üniversitesi'nde astronomi ve bilim tarihi profesörü olan Prof. Owen Gingerich,
Almanya Max-Planck-Gesellschaft Üniversitesi'nde fizik profesörü Prof. Carl Friedrich von Weizsacker,
Oregon State Üniversitesi'nde kimya profesörü Prof. Dr. Donald Chittick,
Oxford Üniversitesi fizik profesörlerinden Prof. Robert Matthews,
Lehigh Üniversitesi'nde biyoloji profesörü Michael J.Behe,
Washington Üniversitesi'nden Anatomi Profesörü David Menton.
Arda Denkel'in de dikkat çektiği gibi, bir teorinin yaygın kabul görmesi, onun doğruluğuna dair bir kanıt değildir. Bilim tarihi, ilk başta azınlık tarafından kabul edilen, ancak doğruluğu sonradan herkes tarafından anlaşılan gerçeklerle doludur.
Konunun bir diğer yönü ise, bugün evrim teorisinin sanıldığı gibi "tüm bilim dünyası tarafından kabul edilen bir teori" olmayışıdır. Son 20-30 yıl içinde, evrim teorisini reddeden bilim adamlarının sayısı hızla artmaktadır. Bunların çoğu evrendeki ve canlılardaki kusursuzluğu görerek, Darwinizm dogmasından kendilerini kurtarmaktadırlar. Bu bilim adamlarının evrimin geçersizliğini ortaya koyan sayısız çalışması vardır. Her biri başta Avrupa ve Amerika olmak üzere, dünyanın çeşitli ülkelerindeki önde gelen üniversitelere mensup olan bu kişiler, biyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji, anatomi, paleontoloji gibi bilim dallarında uzman olup, kariyer sahibi akademisyenlerdir. (Detaylı bilgi için bkz. Batı Dünyası Allah'a Yöneliyor, Harun Yahya, Global Yayıncılık; Kuran Bilime Yol Gösterir, Harun Yahya, Global Yayıncılık) Dolayısıyla bilim dünyasının çoğunluğunun evrime inandığı şeklinde bir genelleme yapmak son derece hatalı olur.
Kaldı ki, başta belirttiğimiz gibi, eğer gerçekten evrimciler çoğunlukta olsalar dahi, bunun bir değeri olmaz. Çoğunluğun sahip olduğu anlayışı "mutlaka doğrudur" diye kabul etmek doğru olmaz. Bu gerçeğin evrim teorisini kabul eden Müslümanlar tarafından da biliniyor olması gerekir. Kuran'da bildirildiği gibi, tarihteki pek çok inkarcı topluluk Allah'ı ve dinini inkar etmek için kendilerinin çoğunlukta olduklarını söyleyerek, insanları hak yoldan döndürmeye çalışmışlardır. Allah, bu çarpık mantığa karşı iman edenleri uyarmakta ve çoğunluğa uymanın insanları büyük aldanışlara sürükleyebileceğini şöyle bildirmektedir:
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.' (Enam Suresi, 116)
Önsözde evrim teorisinin materyalist felsefe üzerine bina edildiğinden söz etmiştik. Materyalist bakış açısı, evreni oluşturan maddenin, var olan yegane varlık olduğunu iddia eder. Bu batıl inanışa göre madde sonsuzdan beri vardır ve maddeye hakim olan bir başka güç yoktur. Materyalistler, evrenin tesadüfler sonucunda kendiliğinden şekillendiğini, canlılığın ise zaman içerisinde yine kör tesadüfler sonucu cansız maddelerden evrimleşerek meydana geldiği yanılgısını kabul ederler. Bu yanılgıya göre, yeryüzündeki tüm canlılar doğal etkiler ve tesadüfler sonucu ortaya çıkmışlardır.
Diğer bir deyişle, materyalist felsefe canlılığın oluşumunu evrim teorisiyle açıklamaya çalışır. Evrim teorisi ile materyalist felsefe birbirini tamamlayan iki düşünce sistemidir. Eski Yunan'da doğan bu birliktelik, 19. yüzyılın ilkel bilim anlayışı içinde yeniden gündeme getirilmiş ve evrim teorisi materyalizme sözde bir destek oluşturduğu için -bilimsel olup olmadığına bakılmaksızın- materyalistler tarafından derhal kabul görmüştür.
Evrim teorisinin karşısında ise yaratılış gerçeği yer alır. Bu gerçeğe göre madde sonsuzdan beri var değildir, başıboş da değildir; Allah maddeyi yoktan yaratmış ve düzenlemiştir. Canlılar da yine Allah'ın yaratmasıyla var olmuştur. Evrendeki ve canlılardaki büyük tasarım, hesap, denge ve düzen, bu gerçeğin açık kanıtlarıdır.
İnsanın akıl ve gözlem yoluyla kavrayabileceği yaratılış gerçeği, tarihin başından bu yana din yoluyla insanlara öğretilmiştir. Tüm İlahi dinler, Allah'ın tüm kainatı yoktan, "Ol" emri ile yarattığını ve kainattaki kusursuz işleyişin Allah'ın üstün yaratma gücünün bir delili olduğunu bildirmişlerdir. Kuran'ın pek çok ayetinde de bu gerçek bizlere bildirilmiştir. Allah "Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir." (Bakara Suresi, 117) ayetiyle kainatı yoktan ve mucizevi biçimde yarattığını bildirmektedir. Enam Suresi'nde ise şu şekilde buyrulmaktadır:
O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi, 73)
Günümüzde bilim, materyalist-evrimci iddianın geçersizliğini göstermekte ve yaratılış gerçeğini doğrulamaktadır. Evrim teorisinin iddiasının aksine, çevremizi saran her bir yaratılış delili kainatta tesadüfe asla yer olmadığını bizlere göstermektedir. Göklerin, yeryüzünün ve tüm canlı varlıkların incelenmesi ile ortaya çıkan her detay Allah'ın büyük güç ve kudretinin birer delili niteliğindedir.
Materyalizm ile Allah inancı arasındaki fikri ayrılık, din ile dinsizlik arasındaki en temel farktır. Allah Kuran'da inkar edenler için, "Yoksa onlar, hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi?" (Tur Suresi, 35) buyurarak, onların yaratılış karşısındaki batıl iddialarına dikkat çeker. İnkarcılık, tarihin başından bu yana, evrenin ve insanların "yaratılmamış" oldukları yalanını öne sürmüş, bu saçma iddiayı bir şekilde makul gösterebilmek için çeşitli yollar aramıştır ve 19. yüzyılda Darwin'in teorisi ile, bu konuda en büyük girişimini yapmıştır.
Bu konuda fikri bir "uzlaşma" aramak, Müslüman için söz konusu değildir. Elbette insanlar istedikleri gibi düşünebilir, istedikleri teoriye inanabilirler. Ama ortaya atılma sebebi Allah'ı ve yaratılışı inkar etmek olan bir teori ile "uzlaşmak" mümkün değildir. Böyle boş bir çabaya girmek, dinin temelinden taviz vermek olur ki, bunun kabul edilmesi mümkün değildir.
Nitekim böyle bir girişimin dine zarar vermek anlamını taşıdığını bilen evrimciler, dindarları bu girişime zorlamak için çaba göstermektedirler.
EVRİMCİ YARATILIŞ GÖRÜŞÜ DARWINİSTLER TARAFINDAN TEŞVİK GÖRMEKTEDİR
Evrim teorisini körü körüne savunan bilim adamları, bilim alanında yaşanan ilerlemeler karşısında her geçen gün daha büyük bir açmaza girmektedirler. Çünkü her yeni gelişme teorilerinin aleyhinde olmakta ve yaratılış gerçeğini tasdik etmektedir. Bu nedenle de evrimci literatürde bilimsel deliller değil, demagojiler ağırlıktadır. Öte yandan en önde gelen evrimci bilim dergileri dahi evrim teorisinin çıkmazlarını itiraf etmek zorunda kalmaktadırlar. Bilimsel tartışmalar yaratılışı savunan bilim adamlarının kesin zaferleriyle sonuçlanmakta, evrimcilerin çaresizliklerine tüm dünya tanık olmaktadır.
Eğer sizi ele geçirecek olurlarsa size düşman kesilirler, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar. Onlar sizin inkar etmenizi içten arzu etmişlerdir. (Mümtehine Suresi, 2)
İşte bu noktada bir diğer yanılgı olan evrimsel yaratılış görüşü, materyalist çevrelerin imdadına yetişmektedir. Evrimciler, inanç sahibi kişilerin desteğini alabilmek ve onların evrim teorisi karşısında yaptıkları fikri mücadeleyi zayıflatabilmek için, "evrimsel yaratılış fikri"ni el altından destekleyerek farklı bir yol denemektedirler. Kendileri Allah'a inanmadıkları, tesadüfü ilahlaştırdıkları, yaratılış gerçeğine tamamen karşı oldukları halde, teorilerinin kabulünü hızlandıracağını düşündükleri için, bazı kimselerin Allah'ın canlıları evrimle yarattığı fikrine karşı sessiz kalır, hatta çoğu zaman bu fikri teşvik ederler. Ancak bu yalnızca bir taktiktir. Evrimciler dine ve yaratılış gerçeğine şiddetle karşıdırlar. Hatta yaratılış gerçeğinin çoğunluk tarafından kabul görmesini engellemek için gerekirse evrim teorisi ile yaratılış arasında bir uyum varmış gibi gösterilebileceğini, bunun yaratılışı savunanların gücünü kıracağını savunurlar.
Bu durumda Allah'ın tüm kainatın Yaratıcısı olduğuna iman edip, bilimin ortaya koyduğu gerçekleri göz ardı ederek evrim teorisine destek vermek, üstelik Kuran'daki açık izahları görmezlikten gelerek evrimin Kuran'a uygun olduğunu iddia etmek çok hatalı bir yaklaşımdır. Böyle bir yaklaşımı benimseyen inançlı kimseler, gerçekte materyalist felsefe yararına ortaya atılmış bir düşünceye destek vermekte olduklarını fark etmeli ve bundan vazgeçmelidirler.
EVRİMİ REDDETMENİN BİLİMİ REDDETMEK OLDUĞUNU DÜŞÜNME YANILGISI
Günümüzde tüm canlıların evrimsel bir süreç sonucunda meydana geldiklerini savunan Müslümanların sayısı azımsanamayacak kadar fazladır. Bunun nedeni ise bu kişilerin bilgi eksiklikleri, hatalı bakış açıları ve özellikle bilimsel konulardaki bazı yanılgılarıdır. Bunların en başında ise evrim teorisinin bilimsel ve kanıtlanmış bir gerçek olduğu yanılgısı gelir.
Oysa bu kişiler kesin olarak bilmelidirler ki, evrim teorisi günümüz bilimsel gelişmeleri karşısında tüm dayanaklarını yitirmiştir. Gerek moleküler düzeyde, gerekse biyoloji veya paleontoloji alanlarında yapılan araştırmalar canlıların evrimsel bir süreç sonunda meydana geldikleri yönündeki iddiaları tamamen geçersiz kılmıştır. Bilimsel gerçeklere rağmen evrim teorisinin bu kadar gündemde tutulmasının altında yatan neden ise, evrimcilerin yaptıkları demagojiler, yanlış örneklendirmeler, kelime oyunları, kullandıkları çarpık mantık örgüleri ve hatta kimi zaman sahtekarlıklarla halkı yanıltmaya çalışmalarıdır. Evrimcilerin, halk tarafından anlaşılmayan bilimsel terimleri kasten yoğun olarak kullandıkları konuşma ve yazıları analiz edildiğinde, aslında teori lehinde hiçbir delil öne süremedikleri görülür.
Darwinist yayınlar dikkatle incelendiğinde bunu görmek mümkündür. Hemen hiçbir zaman somut bilimsel delillere dayalı bir anlatım yoktur. Evrim teorisinin temel açmazları birkaç cümle ile geçiştirilir, öte yandan doğa tarihi konusunda pek çok masalsı senaryo yazılır. İlk canlılığın cansız maddelerden nasıl meydana geldiği, fosil kayıtlarındaki büyük boşluklar, canlılardaki kompleks sistemler gibi temel konuların üzerinde hiç durmazlar. Çünkü açıklayacakları her ayrıntı amaçlarına ters düşecek ve kendi teorilerinin çürüklüğünü gözler önüne serecektir.
Charles Darwin: "GÖZÜ DÜŞÜNMEK BENİ TEORİMDEN SOĞUTTU!" demişti.
Evrim teorisinin en büyük açmazlarından biri canlılardaki kompleks yapılardır. Örneğin evrimciler, yaklaşık 40 ayrı parçadan oluşan gözün tesadüfen oluştuğunu iddia ederler ama bunun nasıl olduğunu asla açıklayamazlar. Nitekim böyle muhteşem bir yapının şuursuz tesadüflerle oluşması mümkün değildir. Aşağıdaki şemada gözü oluşturan parçalardan bazıları görülmektedir.
Nitekim teorinin kurucusu olan Charles Darwin, canlılardaki kompleks sistemlerden biri olan gözü düşündüğünde teorisindeki açmazları fark etmiş ve "gözü düşünmek beni teorimden soğuttu" şeklinde bir itirafta bulunmuştur. Darwin gibi günümüzün evrimci bilim adamları da kompleks sistemlerin evrim teorisini büyük bir açmaza soktuğunu bilirler. Ancak bunları dile getirmek yerine demagoji yapmayı, bilimsel delil yerine senaryo yazarak kendilerince üstün gelmeyi ve türlü aldatmacalarla evrim teorisini bilimsel bir imajla süsleyerek insanlara dayatmayı tercih ederler.
Bu yöntemleri, evrimcilerle yaratılış gerçeğini savunan kişilerin karşı karşıya geldikleri tartışmalarda, evrimci yazılarda ya da belgesellerde görmek mümkündür. Zaten evrimcilerin de bilimsellik ya da akılcılık gibi bir endişeleri yoktur. Onlar için önemli olan toplumu evrimin bilimsel bir gerçek olduğuna inandırmak, bunun için de göz boyayıcı bir "bilimsellik" imajı oluşturmaktır. (Detaylı bilgi için bkz. Darwinizm'in Karanlık Büyüsü, Harun Yahya)
İşte Müslüman evrimciler de evrim teorisinin bu sözde bilimsel görüntüsünden etkilenirler. Özellikle de Darwinistlerin kullandıkları "evrim teorisine inanmayan dogmatiktir", "evrim teorisine inanmayan bilimsel değildir" şeklindeki asılsız sloganlardan tedirgin olur ve inandıkları gerçekten taviz verirler. Güncellikten uzak bilgilerin, evrim propaganda kitapçığı haline gelen eserlerin etkisinde kalıp, evrimin canlılığın oluşumunu açıklayabilen tek teori olduğunu sanırlar. Bilim dünyasında yaşanan gelişmeleri, evrim teorisindeki çelişkileri ve bu teorinin iddialarının tüm geçerliliğini yitirdiğini bilmediklerinden kendilerince din ile evrimi bağdaştırmaya çalışırlar.
Gerçekte ise evrim ve yaratılış birbirinin zıttıdır. Evrim teorisinin geçersizliğinin ortaya konması, yaratılış gerçeğini kabul etmeyi zorunlu kılmaktadır.
Bu nedenledir ki, evrim teorisi ile ilgili tartışmalar, materyalistler için bir tür "mücadele alanı" durumundadır. Konuyla ilgili tartışmaları bilimsel bir yaklaşımla değerlendirmez, doğrudan ideolojik bir mücadele olarak görürler. Yaratılışı savunanları engelleyebilmek için her türlü yönteme başvururlar.
Evrim teorisini savunan Müslümanların, bu fikri mücadelenin farkına varmaları gerekmektedir. Darwinizm, herhangi bir bilimsel tez değil, insanlara Allah'ı inkar ettirmek için kurgulanan ve savunulan bir düşünce sistemidir. Bilimsel hiçbir dayanağı bulunmamasına rağmen, sırf taraftarlarının propagandalarına aldanarak bu teoriyi benimsemek, bir Müslümanın asla düşmemesi gereken bir yanılgıdır.
EVRİMCİLERİN ÇOĞUNLUK OLMASINDAN ETKİLENMELERİ
Evrimcilerin, insanları kendi saflarına çekmek için kullandıkları propaganda yöntemlerinin başında "teori, bilim dünyasının geneli tarafından kabul edilmektedir" aldatmacası gelir. Bir başka deyişle, evrimciler çevrelerindeki insanlara, kendilerinin daima çoğunluk oldukları ve çoğunluğun da her zaman haklı olduğu yönünde telkinde bulunurlar. "Bu kadar insan evrimi savunduğuna, üniversitelerde evrime inananlar ağırlıkta olduğuna göre teori doğrudur" mantığıyla, kitleler üzerinde -ve bu arada inançlı insanlar üzerinde de- psikolojik baskı oluşturmaya çalışırlar.
Evrimcilerin bu propaganda yönteminin yanlışlığı -kendisi de bir evrimci olan- Boğaziçi Üniversitesi eski felsefe profesörü merhum Arda Denkel tarafından şu şekilde açıklanmıştır:
"Evrim kuramını, çok sayıdaki saygın kişinin, kuruluşun evrimciliği benimsemiş olması mı kanıtlayacak? Yoksa mahkeme kararlarıyla mı doğru kılınacak bu kuram? Doğruluğu sağlayan şey, saygın ve yetki sahibi kişilerce doğru bulunmak mıdır acaba? Bir tarihsel olguyu anımsatmak isterim. Galileo Galilei, döneminin bütün saygın kişilerine, hukukçularına ve özellikle de bilim adamlarına karşı tek başına karşı çıkıp doğru olanı söylüyor ve savunmuyor muydu? Engizisyon mahkemelerinin öbür eylemleri de, ortaya buna benzer görünümler koymamış mıydı? Toplumda saygın ve başat olan çevreleri arkasına almak, ne doğruluk yaratan, ne de bilimsellikle doğrudan ilgili olan bir şeydir."1
Yaratılış gerçeğini kabul eden bilim adamlarından bazıları:
Harvard Üniversitesi'nde astronomi ve bilim tarihi profesörü olan Prof. Owen Gingerich,
Almanya Max-Planck-Gesellschaft Üniversitesi'nde fizik profesörü Prof. Carl Friedrich von Weizsacker,
Oregon State Üniversitesi'nde kimya profesörü Prof. Dr. Donald Chittick,
Oxford Üniversitesi fizik profesörlerinden Prof. Robert Matthews,
Lehigh Üniversitesi'nde biyoloji profesörü Michael J.Behe,
Washington Üniversitesi'nden Anatomi Profesörü David Menton.
Arda Denkel'in de dikkat çektiği gibi, bir teorinin yaygın kabul görmesi, onun doğruluğuna dair bir kanıt değildir. Bilim tarihi, ilk başta azınlık tarafından kabul edilen, ancak doğruluğu sonradan herkes tarafından anlaşılan gerçeklerle doludur.
Konunun bir diğer yönü ise, bugün evrim teorisinin sanıldığı gibi "tüm bilim dünyası tarafından kabul edilen bir teori" olmayışıdır. Son 20-30 yıl içinde, evrim teorisini reddeden bilim adamlarının sayısı hızla artmaktadır. Bunların çoğu evrendeki ve canlılardaki kusursuzluğu görerek, Darwinizm dogmasından kendilerini kurtarmaktadırlar. Bu bilim adamlarının evrimin geçersizliğini ortaya koyan sayısız çalışması vardır. Her biri başta Avrupa ve Amerika olmak üzere, dünyanın çeşitli ülkelerindeki önde gelen üniversitelere mensup olan bu kişiler, biyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji, anatomi, paleontoloji gibi bilim dallarında uzman olup, kariyer sahibi akademisyenlerdir. (Detaylı bilgi için bkz. Batı Dünyası Allah'a Yöneliyor, Harun Yahya, Global Yayıncılık; Kuran Bilime Yol Gösterir, Harun Yahya, Global Yayıncılık) Dolayısıyla bilim dünyasının çoğunluğunun evrime inandığı şeklinde bir genelleme yapmak son derece hatalı olur.
Kaldı ki, başta belirttiğimiz gibi, eğer gerçekten evrimciler çoğunlukta olsalar dahi, bunun bir değeri olmaz. Çoğunluğun sahip olduğu anlayışı "mutlaka doğrudur" diye kabul etmek doğru olmaz. Bu gerçeğin evrim teorisini kabul eden Müslümanlar tarafından da biliniyor olması gerekir. Kuran'da bildirildiği gibi, tarihteki pek çok inkarcı topluluk Allah'ı ve dinini inkar etmek için kendilerinin çoğunlukta olduklarını söyleyerek, insanları hak yoldan döndürmeye çalışmışlardır. Allah, bu çarpık mantığa karşı iman edenleri uyarmakta ve çoğunluğa uymanın insanları büyük aldanışlara sürükleyebileceğini şöyle bildirmektedir:
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.' (Enam Suresi, 116)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)