25 Ocak 2010 Pazartesi

DARWİNİZM ALDATMACASI ARTIK SONA ERDİ


Materyalizm yüzyıllardır Allah inancına karşı, aslında baştan kaybedilmiş olan psikolojik bir mücadele içindedir. Allah'ın batıl olanı muhakkak geçersiz kılacağını kavrayamayan materyalistler, kendi akıllarınca bu mücadeleye var güçleriyle devam ederler. Evrenin Big Bang'le sıfır hacimden var olduğu, yani yoktan yaratıldığı ve Allah'ın ayetlerinde işaret edildiği gibi genişlemekte olduğu ispat edilmiş, fakat materyalistler maddenin ezeli ve ebedi olduğu safsatasına insanları yönlendirebilmek için mantıksız iddialarla bu gerçeğe karşı mücadele yürütmüşlerdir. Kuantum fiziği, maddenin yalnızca ışık dalgalarından ibaret olduğunu göstermiş, fakat materyalistler maddenin mutlak varlığını savunup madde dışında hiçbir şeyi kabul etmediklerinden, bu gerçeği sürekli olarak inkar edecek yollar aramışlardır. Sayısız bilimsel gelişme ve özellikle paleontolojide elde edilen bulgular, evrim teorisinin geçersiz olduğunu bilimsel olarak ispatlamış, fakat materyalistler yine de canlıların evrimleştiği aldatmacasını telkin ederek baştan yenilgiye uğramış mücadelelerine kendilerince devam etmişlerdir. Bilim, materyalizme darbe vurdukça, materyalist karşı çıkma sürekli gündeme gelmiştir. Materyalizm, bilimsel delillere, psikolojik mücadele ile karşılık vermiştir. Darwinizm aldatmacası ile yapılmaya çalışılan da işte tam olarak budur.

Bu öyle bir şeydir ki, Nobel ödüllü profesörleri, bilim adamlarını, paleontologları, mikrobiyologları, zoologları, bilim yazarlarını bir araya getirerek "suyun içinde moleküller vardı; çamur, tesadüf ve zamanın etkisiyle hücre oldu" gibi akıl almaz bir aldatmacayı hiç utanmadan, hiç çekinmeden savununur hale getirmiştir. Bu insanlar, öyle bir büyü meydana getirmişlerdir ki, milyonlarca insan, bu psikolojik mücadelenin etkisiyle suya düşen yağ taneciklerinin hücre haline gelmesine, bir balığın sudan yürüye yürüye çıkmasına, tarihte ilk kuşun dinozor yumurtasından çıkarak uçmaya başladığına, maymunların zaman içinde tesadüfen gelişerek keşifler yapan, medeniyetler kuran, teknolojiler geliştiren, bilgisayar yazılımları oluşturan, uzaya roket gönderen insana dönüştüğüne inanmaya başlar.

Bir bilim adamı, o zamana kadar hiç kimsenin keşfedemediği, hücrenin olağanüstü yapısının "yalnızca bir bölümünü" keşfettiği için Nobel ödülüne layık görülür. Ama aynı bilim adamı, ödülünü aldıktan sonra öğrencilerine o hücrenin bir çamur birikintisinden rastgele oluştuğu masalını anlatmakta hiçbir sakınca görmez. Aynı bilim adamı, sayısız bilimsel çalışmanın altında imzası olmasına rağmen, öğrencilerine büyük birer sahtekarlık örneği olan Piltdown adamını, Haeckel'in embriyo çizimlerini, sanayi kelebeklerini evrimin en büyük delilleriymiş gibi anlatmaktan çekinmez.

İşte deccal sistemi olan masonluğun oluşturduğu büyünün etkisi, bu kadar acınacak hale getirir Darwinistleri. Deccal, Darwinizm ile neredeyse bütün beyinlere ulaşmış, insanları uzun bir süre boyunca aldatmış, yalan söylemiş, sahtekarlık yapmıştır. İnsanların pek çoğu körü körüne, bilinçsizce, farkında olmadan bu yalana uymuş, yıllarca kendisini adeta hayvan soyunun bir parçası olarak görmüş, hatta bu sebeple vahşileşmiş, umursuzlaşmış, Allah'a karşı sorumluluklarından uzaklaşmıştır. Deccal, yani masonluk, Darwinizm'i kullanarak dünyanın en büyük aldatmacalarından birini yeryüzüne yaymıştır. Deccalin etkisi ile Darwinizm, tarihin en büyük kitle aldatmacası haline gelmiştir.

Fakat deccal sistemini yayan masonların bu alandaki başarısı, sahte bir başarıdır. Darwinizm aldatmacası artık sona ermiştir.

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda artık Darwinizm'in bütün sahtekarlıkları ortaya çıkmıştır. Darwinistlerin 150 yıldır öne sürdükleri tüm ara form örneklerinin sahte olduğu anlaşılmıştır. Dünyanın hemen her yeri kazılmış, 250 milyondan fazla fosil çıkarılmış ama bunların tek bir tanesinin bile ara form olmadığı açıkça görülmüştür. Fosillerin tamamının mükemmel canlıları temsil ettiği, büyük bir çoğunluğunun da günümüz canlılarına ait olduğu anlaşılmıştır. İnsanlar, bu kanıt ile, canlıların bugünkü görünümleriyle ortaya çıktıklarını ve hiçbir değişim geçirmediklerini anlamışlardır. İşte insanlar, bu gerçek ile, Darwinistlerin neden fosilleri sakladıklarını, neden bilimsel delilleri insanlardan gizlemeye çalıştıklarını da anlamışlardır. Evrim teorisinin, mikrobiyoloji, paleontoloji, moleküler biyoloji, genetik gibi bilimlerin ortaya koyduğu sonuçlar karşısında gerçekleşmesi imkansız bir teori olduğu kesin olarak ispatlanmıştır.
Bütün bunların yanı sıra, Darwinistlerin Allah inancına ve yaratılış gerçeğine karşıt bir tutum içinde oldukları ve bunun nedeninin de Darwinizm'i, sapkın bir din olarak benimsemeleri olduğu görülmüştür. Böylelikle Darwinistlerin, insanları aldatabilmek için neden türlü türlü aldatmaca ve sahtekarlığa başvurdukları da anlaşılmıştır. İnsanların karşısında, evrimi reddeden çok fazla delil vardır. Artık insanlar, evrimin bir aldatmaca olduğunun açıkça farkına varmışlardır. Evrim teorisinin tek bir delille bile desteklenmediğinin artık bilincindedirler. Darwinist aldatmacanın etkisine girmeleri artık, Allah'ın dilemesiyle, imkansızdır.

İnsanlar evrim teorisinin geçersizliğinin delillerini gösteren sergilere gitmiş, yaşayan fosilleri incelemişlerdir. Fosillerin her birine kendi elleriyle dokunmuşlar, onları kendi gözleriyle görmüşlerdir. Canlıların milyonlarca yıl boyunca değişmeden kalmış olduklarını, hiçbir evrim geçirmediklerini hayranlık içinde öğrenmişlerdir. Yaratılış Atlası'nın her bir sayfasını dikkatle incelemiş, günümüzde yaşayan canlı türlerinin milyonlarca yıl önce de aynı şekilde olduklarına kendileri kanaat getirmişlerdir. Yeryüzünün; araştırılıp incelendiği her an, sürekli olarak yaratılış gerçeğini destekleyen kanıtlar sunduğunu anlamış durumdadırlar. Darwinistlere yapılan; dünyanın en ünlü meydanlarında "yalnızca tek bir ara fosil göstermeleri" çağrısının, derin bir sessizlikle karşılık bulduğunu da açıkça ve şaşkınlıkla görmüşlerdir. Darwinizm propagandasının tüm yöntemleri deşifre edilmiş ve insanlara bu aldatmacanın destekçisi olmamaları gerektiği, kitaplar, DVD'ler, internet yayınları, konferanslar ve televizyon röportajları yoluyla kapsamlı olarak anlatılmıştır.

Aldatmacanın kanıtlarını gören insanlar, dünya çapında büyük bir fikri aydınlanma yaşamış ve bunca yıldır aldatılmış olduklarından dolayı haklı bir tepki göstermiş, okullarda çocuklarına Darwinizm safsatasının okutulmasını tepki ile karşılamış, yapılması planlanan evrim sergilerine, evrim konferanslarına yani Darwinist propagandaya itiraz etmiş, Darwinistlere açıkça meydan okumuşlardır. Öğrenciler, biyoloji derslerinde, Darwinizm yanlısı öğretmenleri ile evrim teorisinin bilimsel mantıksızlığına ve delilsizliğine dair tartışmalara girmişlerdir. Uzun yıllar boyunca evrim teorisinin gerçek yüzünü bilmedikleri için kandırılmakta olan insanlar, bilinçlenmelerinin ve Darwinizm'in iç yüzünü görmelerinin ardından, yıllar boyunca nasıl aldatıldıklarını şaşkınlıkla fark etmiş ve buna yüksek sesle itiraz etmişlerdir. Artık Darwinistler de bilmektedirler ki, Darwinizm dünya çapında ölmüştür ve tekrar ayağa kalkıp insanları aynı yöntemlerle kandırması Allah'ın izniyle imkansızdır. Dünya çapındaki bu büyük fikri aydınlanmanın en önemli göstergelerinden biri çeşitli medya kuruluşları ve internet siteleri tarafından yapılan anketlerdir. Örneğin, Associated Press Ajansı ve NBC'nin yaptığı ulusal anketin sonuçlarına göre, Amerikalıların %86'sı artık yaratılış gerçeğinin de okullarda okutulmasını istemektedir. Almanya'nın Süddeutsche Zeitung gazetesi internet sitesinde 8 Temmuz 2007 tarihinde yapılan anketin sonucuna göre, evremi reddedenlerin oranı %87'dir. Almanya Die Welt gazetesi internet sitesinin 17 Nisan 2008 tarihli anketine göre, bu oran %86'dır. İsviçre'nin Blick gazetesi internet sitesinin yaptığı 4 Mayıs 2007 tarihinde yaptığı ankete göre, yaratılış gerçeğine inananların oranı %85'dir. Fransa Science Actualités gazetesi internet sitesinin 16 Şubat 2007 tarihli anketine göre evrime inanmayanlar %92'dir. Yine 2 Şubat 2009 tarihli Guardian gazetesinin haberine göre, İngiltere'de yapılan bir anket, İngilizlerin yalnızca %25'inin Darwin'in evrim teorisine inandıklarını göstermektedir. Yine, Fransız Nouvel Observateur ve Science et Avenir ortak internet sitesinde 06.07.2009 tarihinde yayınlanan bir habere göre, Fransız okullarında, evrim teorisine inanan öğrencilerin sayısında bir hayli düşüş olduğu saptanmış ve söz konusu yayın bu durumu Yaratılış Atlası'nın Fransa'daki etkilerine bağlamıştır. Darwinist profesörler, Darwinizm'in aldığı bu büyük yarayı oldukça "ciddi", "üzücü", Darwinizm adına "utanç verici" olarak nitelendirmişlerdir.

İsveçli embriyolog Soren Lovtrup, Darwinizm aldatmacasının bugün geldiği durum ile ilgili olarak şu yorumu yapmaktadır:
Sanırım hiç kimse bilimin tüm alanlarının sahte bir teoriye bağımlı olmasının büyük bir yanlış olduğunu inkar etmeyecektir. Ama biyolojide gerçekleşmiş olan durum budur: Uzun zamandır insanlar evrim problemlerini "Darwin" sözlüğüne özgü bir şekilde tartışmaktadırlar - 'adaptasyon', 'seleksiyon baskısı', 'doğal seleksiyon' vs - bunu yaparak doğal olayların açıklamasına katkıda bulunacaklarına inanmaktadırlar. Ama bunu başaramamaktadırlar...
İnanıyorum ki bir gün Darwin miti bilim tarihinin en büyük aldatmacası olarak yerini alacaktır.
Şu anda Darwinizm'in, bilim tarihinin en büyük aldatmacası olduğu gerçeği oldukça hızlı bir şekilde tüm dünyaya yayılmaktadır. Yaratılış gerçeğine karşı, Avrupa Konseyi gibi resmi kurumlar tarafından gerçekleştirilen engellemeler, Darwinistlerin bu konudaki şiddetli paniğini gözler önüne sermektedir. Tarihte hiçbir zaman, devletleri temsil eden bir parlamentonun bir aldatmacaya arka çıktığı ve bir sahtekarlığı desteklemek için resmi bir karar aldığı görülmemiştir. İşte Darwinist paniğin Darwinizm yanlılarını 21. yüzyılda getirdiği durum budur. Darwinistler, baskıcı hükümet kararlarının, evrimi derslere mecburi olarak dahil etmenin, yargıyı taraflı bir şekilde kullanarak yaratılış gerçeğini öğrencilerden özenle gizlemeye çalışmanın, tek yanlı dayatma yapmanın bu aldatmacayı ayakta tutmaya devam edeceğini zannetmektedirler. Oysa dünyadaki milyarlarca insanın Darwinizm aldatmacasına karşı samimi kanaatleri, baskı ve zorla uygulanan tüm yöntemlerin ve bundan elde edilen neticenin çok üstündedir.

Hiçbir Darwinist, getirdiği yasakçı bir yasa ile insanların zihnen inandığı kesin bir kanaati değiştiremez. Hiçbir Darwinist, sayısız delille yalanlanmış bir teoriyi zor kullanarak, sürekli dayatarak insanlara inandıramaz. Bu imkansızdır. Darwinist oyun artık sona ermiştir. İnsanlar bugün 21. yüzyılda gerçeklere diledikleri gibi, istedikleri kaynaklardan ulaşabilmektedirler. Dolayısıyla yasaklama, engelleme ve baskı, Darwinistlere hiçbir zaman istedikleri sonucu vermeyecek, Darwinist aldatmacaya karşı fikri tepki gitgide artarak devam edecektir.
Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah tüm varlıkların Hakimi'dir. Deccalin oyunları bu gerçeği insanlardan gizleyemeyecektir. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:

Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. (Saff Suresi, 8)

DARWİNİSTLER BİLİMİ KULLANIR, BİLİMSEL GÖSTERİ YAPARLAR

Bilim, Darwinizm'in kullandığı en büyük kılıftır. Darwinizm "bilim" adı altında ortaya çıkmıştır. Darwinistler de, "bilim adamlarıyız" diye ortaya çıkmışlardır. Darwinizm'e karşı gösterilen her türlü tepki, sözde "bilimle mücadele" olarak lanse edilmiştir. Evrim teorisi hakkında her türlü şüphe; bir nevi "gericilik veya bilim düşmanlığı" olarak gösterilmiştir. Darwinistlerin her türlü sahte delili, bilimsel bir bulguymuş gibi insanlara tanıtılmıştır. Bir başka deyişle Darwinizm 150 yıldır bilimi kullanmıştır.

Peki Darwinizm Bilim Midir?

Darwinizm bir aldatmacadır. Bilimsellikle hiçbir ilgisi yoktur. Darwinizm, insanları bir yalana alıştırmak ve ona inandırmak için geliştirilmiş sahte bir çabadır. Bilim, Darwinizm'in sığınağıdır. Darwinizm, bilimi kullanarak dokunulmazlık elde eder. Sahtekarlıkları bilim diye savunur. Sahte deliller öne süren, çocuk masalları anlatan Darwinistleri bilim adamı olarak tanıtır. Darwinizm'in bir aldatmaca olduğunu fark eden ve buna karşı mücadele yürüten kişileri de bilime ihanet etmekle suçlar. Darwinizm'in en büyük silahı bilimdir. Şimdiye kadar da insanları, bilim maskesinin altına gizlenerek aldatmıştır. Bilimi kullanarak yapılan bu aldatmaca hala devam etmektedir. Darwinist bilim dergilerinin, Darwinist belgesel kanallarının, Darwinist bilim adamlarının bunu kullanmasının nedeni budur.
İngiliz paleontolog evrimci Derek V. Ager bu konuyla ilgili olarak şunları söylemektedir:

Hepimiz biliyoruz ki birçok evrimci girişim, belirli paleontologlar tarafından yapılan beyin fırtınalarından ibarettir. Kütüphanedeki bir taksonomist (canlıların biyolojik sınıflandırması bilimiyle ilgilenin kişi), milyonlarca yıllık genetik mutasyondan fazlasını yapabilir.

Bu ifade son derece doğrudur. Okul kitaplarında, gazetelerde, dergilerde, televizyonlarda anlatılan sözde ilkel dünya, mutasyonlarla ve doğal seleksiyonla oluşan canlı türleri, hayali ortak ata, sözde gelişimini tamamlamamış garip canlılar gibi evrim hikayeleri, sadece Darwinist bilim adamlarının kendi hayal güçlerinde var olan olaylardır. Doğal seleksiyon yoluyla yıllardır varsaydıkları hiçbir sonuca ulaşamamışlardır. Derek V. Ager'in de söylediği gibi genetik mutasyonlar da onlara bu sonucu vermemiştir. Ama bu bilimsel gerçekleri reddedip aynı sahte iddiaları savunmaya devam etmek, Darwinizm aldatmacasının dünyaya yayılma ihtimalini güçlendirmektedir kendilerine göre. İşte bu nedenle Darwinistler bilimsel kelimeleri Darwinist aldatmacaya bilimsel görünüm katmak için kullanırlar. Ortada sonuçlanmış ve evrim lehine sonuç vermiş bilimsel bir deney veya bilimsel bir kanıt yoktur. Yalnızca sıkça kullanılan bilimsel kelimeler ve formüller vardır. Darwinist herhangi bir yazarın kitabında bu ilginç terimlere veya ilginç kimyasal formüllere sıklıkla rastlamak mümkündür. Konu hakkında bilgisiz olan bir kişi bu kitaba baktığında, gerçekten de bir bilim adamının ilmi içerikli bir kitabını okuduğunu zannedebilir. Oysa görünüm aldatıcıdır. Bu kitapta anlatılan tek şey, canlı varlıkların kör tesadüfler sonucunda oluştukları ve bugünkü hallerine kör tesadüfler sonucunda geldikleri masalıdır. Darwinist yazarın bunun üzerine anlatacak yeni bir şeyi, verecek bilimsel bir kanıtı yoktur. Kimyasal terimler ve kimyasal formüller, Darwinizm aldatmacasını yalnızca tamamlamak, kendilerince gerçekçi gösterebilmek içindir.

Darwinistlerin bilimi kullanma yöntemlerine bir örnek, evrimci paleontolog S. M. Stanley'in şu sözleridir:
Evrim küçük, yerel popülasyonlarda hızla gerçekleşir; bu nedenle fosil kayıtlarında evrimi göremeyiz.

İşte bu sözler bir aldatmacadır. Yerel popülasyonlarda gerçekleşen bir evrimden bahsedilmektedir, fakat bir kanıt yoktur. Hatta kanıtın bulunamayacağı itiraf edilmiş, ama bu bile bilimsel gösterilmeye çalışılmıştır. İşin doğrusu şudur: Fosil kayıtlarında evrim görülmemektedir, çünkü evrim hiçbir zaman yaşanmamıştır.
National Center of Science Education - NCSE (Ulusal Bilim Eğitim Merkezi'nin) yöneticisi Eugene C. Scott ise, bu konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır:
Birçok lise ders kitabı (hatta ne yazık ki bazı kolejler) teorileri test edilmiş hipotezler olarak açıklarlar, sanki hipotezler onaylanmış teorilermiş gibi; ve gerçek anlamda çok iyi bir teori onlar için kanunlaşmış gibidir. Ne yazık ki, bilim adamları bu terimleri bu şekilde kullanmazlar, çoğu kişi bilim adamı değildir ve bilim adamları da bu kelimelerin anlamını öğrencilere ve halka iyi açıklayamamıştır.

Bu şartlar altında yalnızca kendisine gösterilen ve anlatılanlarla muhattap olan bir insanın, eğer düşünüp önyargısız değerlendirme gücü yoksa, Darwinizm'in geçerli olduğuna kolaylıkla kanaat getirebilir. Çünkü Darwinizm, telkin yöntemi ile söz konusu okuyucunun beklentisine bir nevi karşılık vermiştir. Canlılığı kendince basit bir şekilde açıklamış ve buna "bilimseldir" demiştir. "Sorgulanmasına gerek yok, zaten doğru ve kanıtlanmıştır" demiştir. "Bilim adamları bunu destekliyor" demiştir. "Bilimin canlılık hakkında tek açıklaması budur, bunun dışındaki açıklamalar bilimsel değildir" demiştir. "Bunu bütün dünya kabul ediyor" demiştir. Ve bu yalanlarla tarihin en büyük aldatmacalarından birini inşa etmiştir. Darwinizm'i hiç bilmeyen, onun nasıl bir aldatmaca olduğuna dair en ufak fikri olmayan ve yalnızca bu izahlarla muhattap olan bir kişi için de bu yüzeysel açıklamalar onu ikna etmeye yeterlidir.

Oysa bu kişi aldığı telkinin her safhasında kandırılmaktadır. Zaten Darwinizm'i kesin olarak çürüten ve yaratılış gerçeğinin kanıtı olan 250 milyondan fazla fosil Darwinistler tarafından itina ile saklanmış; canlılığın yapı taşı olan proteinlerin tek bir tanesinin dahi tesadüfen oluşmasının matematiksel olarak imkansız olduğu insanlardan gizlenmiştir. Bu nedenle söz konusu kandırmacanın sınırlarını anlaması da mümkün olmamıştır. Aldatılan bu kişinin bilmediği şey şudur: Darwinizm bilimsel değildir, bilim değildir. Darwinizm sorgulanmıştır ve doğru olmadığı, bilimsel kanıtlarla desteklenmediği açıkça görülmüş, ispat edilmiştir. Darwinizm'i destekleyen bilim adamları, bunu batıl bir din, bir ideoloji olarak gören bağnaz ve dogmatik kişilerdir. Bilimin canlılık hakkındaki tek açıklaması yaratılış gerçeğidir. Tüm bilimsel bulgular canlıların mükemmel halleri ile bir anda yaratıldıklarını göstermektedir. Darwinizm'in bütün dünya tarafından kabul ediliyor görünmesinin altında yatan sebep de yine bu sahte telkin metodları, bu aldatıcı propaganda yöntemleridir. Dolayısıyla okuyucunun ikna olduğu konular yalnızca bir göz boyamaya dayanmaktadır. Kimi zaman bilim adamları bile bu aldatmacaya kanıp gaflete düşebilmektedirler. İngiliz paleontolog evrimci Colin Patterson'un bu konuyla ilgili itirafı dikkat çekicidir:

Daha sonra uyandım ve bütün hayatım boyunca Darwinizm'i bir şekilde kanıtlanmış bir gerçek zannederek aldatıldığımı fark ettim.
Sistematik içinde ortak ata hipotezlerinin etkisinin yalnızca sıkıcı olduğunu ve bilgi eksikliğinden kaynaklandığını değil, aynı zamanda bunun kesin olarak bilim karşıtlığı olduğunu düşünüyorum.

Bu konudaki bilinçlenmenin bir başka örneğini ise belgesel film yapımcısı Brian Leith vermektedir:
Son on yıl yeni bir biyolog topluluğu gelişti. Bunlar bilimsel anlamda saygıdeğer sayılıyorlar, ama Darwinizm hakkında derin şüpheleri var.

Amerikalı ekonomist Jeremy Rifkin'in "Evrim teorisi bizim eğitim sistemimizin en önemli yerine yerleştirilmiş durumdadır ve bunu gereksiz suistimallerden korumak için etrafına süslü duvarlar yükseltilmiştir."167 sözünü haklı çıkaracak bir başka önemli kanıt ise, Darwinist bilim adamlarının, sahtekarlıkları görmezden gelmeyi yine bilim adına yapmaları ve gerçekler deşifre olsa bile bundan çekinip gocunmamalarıdır. Amaç, mutlaka ve mutlaka bir şekilde insanları aldatabilmek olduğu için dünyanın en ünlü bilim adamları, hiç çekinmeksizin, göz göre göre bu aldatamacayı korumaktadırlar. Jonathan Wells bu duruma şöyle bir örnek verir:
Haeckel'in sahte embriyo çizimlerinden yıllarca haberdar olan bilim tarihçisi Jay Gould'a ne demeli? Tüm bu süre boyunca Gould'un sınıflarından geçen öğrenciler, Haeckel'in embriyolarını evrimin ispatı olarak gösteren ders kitaplarından biyolojiyi öğrendiler. Buna rağmen, başka bir biyoloğun 1999'da duruma itiraz etmesine kadar, Gould hiçbir düzeltme yapmadı. Ondan sonra bile Gould ders kitabı yazarlarını hatadan sorumlu tuttu ve itiraz niteliğindeki fısıltıyı yayan yaratılışçıyı (bir Leigh Üniversitesi kimyacısı) görevden aldı. Burada en büyük sorumluluk kime aittir - sahte çizimleri düşüncesizce tekrar tekrar kullanan ders kitabı yazarlarına mı, onlardan şikayet eden insanlara mı, yoksa çalışma arkadaşlarının, kendisinin "akademik cinayet" diye adlandırdığı olguya farkında olmadan ortak olurken, kendinden emin bir şekilde kenardan durumu seyreden, dünya çapında meşhur bir uzmana mı?

Haeckel'in embriyolarına ilişkin gerçekle kıyaslanınca, pulkanatlı güvelerin (sanayi kelebekleri) kusurlu olduğu ancak yakın zamanda anlaşılmıştır, dolayısıyla belki de ders kitabı yazarları onu kullanmayı sürdürmekten dolayı kınanmayabilirler. Yine de pulkanatlı güveler üzerinde çalışan her biyolog, güvelerin ağaç gövdelerine konmadığını, ders kitabı resimlerinin tezgahlanmış olduğunu on yıldan fazla süredir bilmektedir. Eğer bilim kendini düzeltiyorsa, niçin uzmanlar ders kitaplarından uydurma fotoğrafları çıkarmaya yönelik bir girişimi başlatmıyorlar?

Darwinistlerin bilimi kullanmaları, üstelik de bu amaç için adeta bilimin koruyuculuğunu, muhafızlığını üstlenme görünümü almaları kuşkusuz başlıbaşına büyük bir sahtekarlıktır. Aslında Darwinizm, iddiasının tam aksine bilime karşı hareket etmektedir. Bilimsel delilleri örtbas etmeye çalışmaktadır. Laboratuvarlarda gerçekleştirilen deneylerin ortaya çıkardığı sonuçlara muhalif iddiaları savunmaktadır. Elde edilen fosil kayıtları ara formların hiç var olmadığını ispatlarken, canlıların arkalarında sayısız ara form bırakarak birbirlerinden evrimleştiği yalanını ileri sürmektedir. Bilim sahtekarlığı Darwinizm ile birlikte ortaya çıkmış olan bir kavramdır. Darwinistler, bilimsel müzeleri, bilimsel yayınları kullanarak bu sahtekarlıkları bile bile, hiç çekinmeden insanlara sunarlar. Bilimsel kitapları ve dergileri kullanır, hiçbir zaman gerçekleşmemiş bir evrim tarihi masalını bu yayınlarda anlatırlar. Hiçbir zaman var olmamış garip bir canlının resmini çizer, bunu "tarihi geçmişimiz" olarak göstermeye çalışırlar. Bilim karşıtı bu din, bilimsellik kisvesi altında en büyük yalanlarından birini söylemektedir.

Böylesine büyük bir yalanın destekçisi olmalarının sebebi kuşkusuz ki Darwinistlerin deccaliyete olan körü körüne bağlılıklarıdır. Deccali sistem, insanları yalana yönelten sapkın bir sistemdir.

23 Temmuz 2008 Çarşamba

MEDYA: EVRİM TEORİSİNİN HAYAT SAHASI

Şimdiye kadar incelediklerimizin bize gösterdiği gibi, evrim teorisinin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Ama dünyanın dört bir yanında insanların çoğu bu gerçekten habersizdirler ve evrimi bilimsel bir gerçek sanırlar. Bu yanılgının en büyük nedeni, medyanın evrim konusunda yaptığı sistemli telkin ve propagandadır. Bu nedenle, söz konusu telkin ve propagandaların özelliklerine de değinmek gerekmektedir.

Bugün Batı medyasına dikkatli bir gözle bakıldığında, sık sık evrim teorisini konu edinen haberlere rastlamak mümkündür. Büyük medya kuruluşları, ünlü ve "saygın" dergiler, periyodik bir biçimde bu teoriyi gündeme getirirler. Kullandıkları üsluba bakıldığında ise, bu teorinin, tartışmaya yer bırakmayacak bir biçimde ispatlanmış bir gerçek olduğu izlenimi uyanır.
Bu haberleri okuyan sıradan insanlar ise, doğal olarak, evrim teorisinin bilinen herhangi bir matematik kanunu kadar kesin bir gerçek olduğunu düşünürler. Bu tür medya devlerinin yaptıkları söz konusu haberler, hemen ülkemizdeki büyük gazeteler tarafından da topluma aktarılır. Kullanılan üslup klasiktir: "Time'ın haberine göre, evrim zincirindeki boşluğu tamamlayan çok önemli bir fosil bulundu", ya da "Nature'ın haberine göre, bilim adamları evrimin açıkta kalan son noktalarını da aydınlattılar" gibi cümleler büyük puntolarla basılır. Oysa ortada ispatlanmış olan hiçbir şey yoktur ki, "evrim zincirinin son eksik halkası" bulunmuş olsun. Delil olarak öne sürülenlerin tümü, önceki bölümlerde sözünü ettiğimiz türden sahte delillerdir.



Evrim propagandasının öncülüğünü üstlenen Batılı popüler bilim dergileri ve onların yerli taklitleri, kitlelerin evrim teorisini benimsemesinde önemli bir rol oynamaktadırlar.

Medyanın yanısıra, bilimsel kaynaklara, ansiklopedilere, biyoloji kitaplarına bakıldığında da aynı tabloyla karşılaşmak mümkündür.

Kısacası, materyalist güç merkezlerinin denetiminde olan medya ve akademik kaynaklar tamamen evrimci bir bakış açısını korumakta ve bunu topluma telkin etmektedir. Bu telkin öyle etkilidir ki, zamanla evrim teorisini bir tabuya dönüştürmüştür: Evrimi inkar etmek, bilimle çelişmek, somut gerçekleri gözardı etmek olarak sunulur. Bu nedenle de, özellikle 1950'lerden bu yana evrimin onca açığının ortaya çıkması ve bunların evrimci bilim adamları tarafından itiraf edilmesine rağmen, bugün dahi -yerli veya yabancı- bilim çevreleri ile basın organlarında evrimi eleştiren herhangi bir düşünce bulmak neredeyse imkansızdır.

Eski bir evrimci olan, ancak Hindistan kuşları üzerinde yaptığı detaylı araştırmalar sonucunda türlerin değişemeyeceklerine karar veren Douglas Dewar, evrim teorisi ile medya arasındaki bu önemli ilişkiyi şöyle vurgular:

Evrimcilerin basını ele geçirmelerinin önemini pek az insan kavramıştır. Bugün pek az dergide evrim teorisini reddeden makale çıkar. Hatta dini dergilerin bile birçokları, insanın hayvan soyundan geldiğini kabul eden modernistlerin elindedir... Genel konuşursak bütün gazetelerin yazı işleri müdürleri, evrimi ispat edilmiş bir olgu olarak bilmekte ve teoriye karşı çıkan herkesi de cehalet ve delilikle suçlamaktadırlar. Hemen hepsi evrimciler tarafından çıkarılan dergiler ise evrim kavramına en küçük bir gölge düşürecek bir yazıyı bile yayınlamak istememektedirler... Yayınevleri, yürürlükte olan bir teoriye karşı çıkıp da üzerine hücumlar toplayacak veya rağbet görmeyecek bir kitabı basmazlar. Hatta basım masrafları yazara bile ait olsa, kitabevinin itibar kaybedeceğini düşünürler. Böylece halk, meseleyi tek yönlü olarak öğrenir. Normal bir insan, evrim teorisini, yerçekimi kanunu gibi ispat edilmiş bir gerçek olarak bilmektedir.1

Batı'da biyoloji ve doğa konusunda en "saygın" yayın organları olarak kabul edilen Scientific American, Nature, Focus, Discover, Science, National Geographic gibi dergiler evrim teorisini bir tür resmi ideoloji olarak benimsemekte ve bu teoriyi ispatlanmış bir gerçek gibi kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.

Türkiye'de ise bu misyon başta Bilim Teknik, Focus gibi "bilimsel" yayınlar olmak üzere, belli başlı bütün basın-yayın organları tarafından aynen kabul edilmiştir ve bunlar tarafından topluma evrim teorisinin bilinçli bir propagandası yapılmaktadır. Özellikle Milliyet, Hürriyet, Sabah, Cumhuriyet gibi gazetelerde ve bunların "yan ürün"lerinde düzenli olarak evrim propagandası yapılır.

Bu medya ekolleri, gazetelerde yayınladıkları evrimci haber ve yorumların yanısıra, verdikleri "kültür hizmetleri"nde de bu büyük misyonu korumaya çalışırlar. Promosyon olarak verdikleri ya da sahip oldukları yayınevlerinde basılan kitaplara bakıldığında açık bir evrim propagandası ve ona paralel bir din düşmanlığına rastlamak mümkündür.

Örneğin Milliyet Yayınları'nın 1996 yılında yayınladığı Darwin: Yeni Başlayanlar İçin isimli kitap Darwin'e yapılan övgüler ve dine karşı hakaretlerle doludur. Kitap, gençlere evrim teorisini ispatlı bir gerçek gibi empoze etmekte, evrime karşı çıkanları ise cahillik ve akılsızlıkla suçlamaktadır. İşte kitaptan bazı satırlar:

Charles Darwin, 30 yaşında türlerin gelişimini açıklamayı başarmıştı. Rastgele değişimle yaşam için mücadele kuramlarını birleştirerek, türlerin gelişiminde Tanrı'nın rolünü devre dışı bırakmıştı...1859'da kuramın işleyişi hala şüpheli olmasına karşın, büyük ölçüde kabul görmüştü. Doğal olarak karşı çıkanlar da vardı. Bilimsel açıdan cahil olanlar kitabı anlayamadılar... Diğer din adamları ise Darwin'in Avrupa'daki en tehlikeli kişi olduğu dedikodusunu yaymakla yetindiler. Karşı çıkanlar aptal din adamlarıyla sınırlı değildi. Geleneksel Yaratılış'a inanan bilim adamları kuramı kabul edemiyorlardı.

Yerli medyanın evrimci temsilcileri din aleyhtarı oldukları kadar cahildirler de çoğu zaman. Propagandasını ısrarla yaptıkları evrim hakkında aslında pek bir şey bilmezler. Bu nedenle kimi zaman oldukça komik durumlara düşebilmektedirler. 28 Mart 1985 tarihli Cumhuriyet'te yayınlanan "Dinçerler 25 Bin Yıllık Fosilleri de Reddediyor" başlıklı haber bu durumun iyi bir örneğidir. Evrimin en gözü kapalı savunucularından biri olan Cumhuriyet Gazetesi, bu haberinde şöyle yazmıştır: "Milli Eğitim Bakanlığı'nın bilimsel sahtekarlık olarak nitelediği Java, Pekin, Piltdown ve Nebraska adamları olarak adlandırılan fosiller, modern antropolojinin insan evrimiyle ilgili olarak bulduğu en önemli kanıtlar sayılıyor."

Oysa, önceki sayfalarda incelediğimiz gibi, bu fosillerden ikisinin, yani Piltdown ve Nebraska adamlarının birer sahtekarlık oldukları evrimciler tarafından da kabul edilen bir gerçektir. Piltdown adamı denen fosilin bir insan kafatasına maymun çenesi eklenerek üretilmiş bir sahtekarlık olduğu 1950'li yıllarda anlaşılmıştır. Ama Cumhuriyet, haberinden 30 yıl önce anlaşılan bu gerçekten habersizdir!


Ambalajlı Yalanlar

Evrimciler medyanın "beyin yıkama" programının kendilerine verdiği avantajı iyi kullanırlar. Pek çok kişi evrimin var olduğuna öyle inandırılmıştır ki, evrimciler ne yazarsa yazsın, "nasıl" ve "neden" gibi bir soru akıllarına gelmez. Bu nedenle de evrimciler yalanlarını, biraz süslü bir ambalajın içine koyduktan sonra, bilimsel bir gerçek gibi gösterebilmektedirler.

Örneğin en "bilimsel" evrimci kitaplarda bile, evrimin en büyük çıkmazlarından biri olan "sudan karaya geçiş" aşaması, ancak küçük çocukların inanabileceği masalımsı bir basitlikte anlatılır. Evrime göre, hayat suda başlamıştır ve ilk gelişmiş hayvanlar balıklardır. Teoriye göre, nasıl olmuşsa olmuş, bir gün bu balıklar kendilerini karaya doğru atmaya başlamışlardır! (Buna neden olarak çoğu kez kuraklık gösterilir.) Ve yine teoriye göre, karada yaşamayı seçen balıklar, nasıl olmuşsa olmuş, yüzgeç yerine ayaklara, solungaç yerine de ciğerlere sahip olmuşlardır!

Çoğu evrim kitabı, bu büyük iddianın "nasıl"ına hiç girmez. En "bilimsel" kaynaklarda, "ve canlılar sulardan karaya geçtiler" şeklinde geçiştirme bir cümle ile bu iddianın temelsizliği örtbas edilir.

Acaba bu "geçiş" nasıl gerçekleşmiştir? Bir balığın sudan çıktığında bir-iki dakikadan fazla yaşayamadığını biliyoruz. Evrimcilerin iddia ettiği gibi bir kuraklık yaşandığını ve balıkların zorunlu olarak karaya yöneldiklerini kabul edersek bu durumda balıkların başına ne gelmiş olabilir? Cevap açıktır: Sudan çıkan balıkların hepsi bir-iki dakika içinde teker teker ölür. Bu iş isterse on milyon yıl sürsün cevap yine aynıdır: Balıkların hepsi teker teker ölür. Çünkü akciğer kadar kompleks bir organ, ani bir "kaza" yani mutasyon ile oluşmaz. Yarım akciğer ise hiçbir işe yaramaz.

Ancak evrimcilerin iddia ettiği şey tam olarak budur. "Sudan karaya geçiş", "karadan havaya geçiş" ve daha milyonlarca sözde "sıçrama" bu mantıksız açıklama ile sözde açıklanmaktadır. Göz, kulak gibi son derece karmaşık organların nasıl oluştuğuna ise, evrimciler hiç değinmemeyi kendileri açısından daha yararlı bulmaktadırlar.

Fakat sokaktaki adamı "bilimsellik" ambalajı ile etkilemek kolaydır: Sudan karaya geçişi temsil eden hayali bir resim çizersiniz, sudaki hayvana, karadaki "torununa" ve aradaki "ara geçiş formu"na (ki bu hayali bir hayvandır) Latince isimler uydurup takarsınız. Sonra da ambalajlı yalanı yazarsınız: "Eusthenopteron, uzun bir evrim süreci içinde önce Rhipitistian Crossopterygian'a, sonra da Ichthyostega'ya dönüştü". Bu "havalı" cümleyi bir de kalın gözlüklü, beyaz önlüklü bir "bilim adamı"na söyletirseniz, artık pek çok insanı peşinen ikna etmiş olursunuz. Çünkü evrimi insanlar arasında yaymayı en büyük görevlerinden biri kabul eden medya, ertesi gün dünyanın dört bir yanında bu büyük buluşu büyük bir heyecanla insanlara müjdeleyecektir...


Evrimcilerden Bir Balina Masalı

Medyadaki evrimci masalların ilginç bir örneği, bütün dünyada çok bilimsel ve ciddi bir kaynak olarak bilinen National Geographic dergisinde yayınlanmış "balinanın evrimi" hikayesidir:
Balinanın doğuşu, bundan 60 milyon yıl önce, dört ayaklı, kıllı memelilerin yiyecek aramak için denize girmeleriyle başladı. Çağlar geçtikçe, yavaş yavaş değişiklikler oluştu. Arka ayaklar kayboldu, ön ayaklar yüzgeçlere dönüştü, kıllar yok olarak kalın, yumuşak, silgimsi balina derisine yol açtı, burun delikleri başın tepesine hareket etti, kuyruk genişleyerek balinanın fırçamsı kuyruğuna dönüştü ve beden, suyun içinde giderek büyüyüp devleşti.*

Bu anlatılanları destekleyecek tek bir bilimsel dayanak olmadığı gibi, böyle bir şeyin gerçekleşmesi doğa kanunlarına aykırıdır. National Geographic'te yayınlanan bu hikaye, en ciddi sanılan evrimci yayınların gerçekte ne tür safsataları savunduğunu göstermesi açısından önemlidir.

(*) Victor B. Scheffer, "Exploring the Lives of Whales", National Geographic, Cilt 50, Aralık 1976, s. 752.



www.EvrimAldatmacasi.com

30 Aralık 2007 Pazar

DARWINİZM BİLİM DIŞI BİR İNANÇTIR


19. yüzyıl, olağanüstü bilimsel yetersizliğine rağmen, bilim adına ortaya atılmış büyük bir aldatmacayla tanındı. Bu, Charles Darwin'in öncülüğünü yaptığı, tüm canlıların şuursuz süreçlerle, amaçsız hayali dönüşümlerle, tesadüfen geliştiği iddiasında olan evrim teorisiydi. Cehalet ortamında gelişmiş olan bu teori, yanıltıcı telkinlerle, sahte delillerle, Yaratılış Gerçeğine karşı sistemli ve dogmatik mücadelesiyle, bir buçuk yüzyıl boyunca varlığını devam ettirdi. Ancak tesadüflerin, rengarenk kuşlar, kaplanlar, balinalar, sanatçılar, bilim adamları, profesörler meydana getirdiğini; görmeyen, duymayan, hissetmeyen şuursuz atomların, tesadüfler sayesinde gören, duyan, hisseden, düşünen şuurlu varlıklar haline geldiğini savunan evrim teorisi, 21. yüzyılda büyük bir şok ile karşılaştı. Yaratılış, tüm ihtişamı ve gerçekliği ile insanlara sergileniyor, bilimsel deliller Darwinistlerin bir buçuk yüzyıldır sunduğu tüm sahte delilleri geçersiz kılıyordu. Evrim teorisi, tam anlamıyla çöküntüye uğramıştı.

19. yüzyılın bilimsel ve teknolojik cahilliği içinde ortaya atılmış, tesadüfleri sözde "mucizeler meydana getiren bir ilah" olarak kabul eden bu teorinin çürük temelleri, artık gerçek anlamda sarsılmaya başlamıştır.

Darwinistlerin son çırpınışları, her zaman olduğu gibi yine sonuç vermemektedir. Teorinin aleyhine ortaya çıkan bilimsel deliller bir yana, aklını ve şuurunu kullanan herkes, bu köhne inancın saçmalığını, anlamsızlığını ve acizliğini açıkça görmeye başlamıştır. İşte tüm bunlar, evrim senaryosuna son noktayı koymuştur.

Bu kitapta okuyacaklarınız, evrim aldatmacasının temelini oluşturan kavramların geçersizliğini, çürüklüğünü, bilimsel değerden yoksunluğunu ve sahteliğini vurgulamak için yazılmıştır. Evrimcilerin kendilerine delil olarak göstermek istedikleri tüm iddiaların aslında Yaratılış Gerçeğini delillendirdiği, tüm bilimsel verilerin evrimi yalanladığı gösterilmektedir.

Evrimcilerin, bir buçuk yüzyıldır gerçekleştirmeye çalıştıkları kitle aldatmacasının artık son bulduğu kanıtlanmakta, yeryüzündeki kusursuz, akıllı ve görkemli canlılığın, tüm övgülerin sahibi, Yüce ve Büyük olan Allah'a ait olduğu açıkça sergilenmektedir.

Darwinistler, çabalarının sonuç vermeyeceğini artık kendileri de fark etmişlerdir. Sahte deliller üretmekten yorgun, geçersizliği anlaşılmış ve eskimiş açıklamaları artık savunamıyor olmaktan dolayı da güçsüz düşmüşlerdir. Kendi türettikleri sahtekarlığı, düzmece yöntemlerle ayakta tutacaklarını zannetmiş ama çok büyük bir yanılgıya düşmüşlerdir. Çünkü tüm varlıkların Yaratıcısı olan Allah, onları görmekte, kurdukları planları bilmekte ve onları daima başarısızlığa uğratmaktadır. Darwinistlerin içine düştükleri sayısız yanılgının belki de en büyüklerinden biri, bu önemli gerçeğin farkında olmayışlarıdır.

Yüce Rabbimiz, tüm varlıkların, tüm alemlerin, yerde ve gökte olanların tümünün Yaratıcısıdır. Allah, tek bir karıncanın toprak altındaki yaşantısını, insan bedenindeki tek bir hücrenin her an her saniye yaptıklarını, bir timsahın yavrusuna olan hassasiyetini, yere düşen sayısız yapraktan her birinin durumunu, tek bir bakterinin bir canlı bedenini istilasını, zahmetsizce havalanıp uçan, yeryüzünden dilediği gibi rızık edinen bir kuşun teslimiyetini bilen, bunların tümünü yaratan, tüm bunları yoktan var edendir. Allah için tüm bunları bilmek, tüm bunları dilediği bir zamanda yeniden, dilediği biçimde tekrar yaratmak kuşkusuz ki çok kolaydır. Yüce Allah'ın sanatı, tüm varlıklara, tüm yarattıklarına hakimdir. Bu sanat, üstündür ve kusursuzdur; Rabbimiz olan Allah'ın büyüklüğünün, kudretinin ve gücünün bir tecellisidir. Yerde ve gökte olanların tümünün Hakim'i olan Allah, mutlaka Hakkı hak olarak pekiştirip galip kılacak ve batılı yok edecektir. Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:

De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur." (İsra Suresi, 81)

Darwinistlerin, fazla geç olmadan bu mutlak galibiyetin ve Hakkın üstünlüğünün farkına varmaları ve bu aldatmacadan kurtulmaları gerekmektedir. Aksi takdirde kurdukları tuzaklar mutlaka başarısız olmaya devam edecektir.

Onların yürüyecek ayakları var mı? Ya da tutacakları elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var? Yoksa işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortak koştuklarınızı çağırın, sonra bir düzen (tuzak) kurun da bana göz bile açtırmayın." Hiç şüphesiz, benim velim Kitab'ı indiren Allah'tır ve O salihlerin koruyuculuğunu (veliliğini) yapıyor. O'ndan başka taptıklarınız ise size yardıma güç yetiremezler, kendilerine de. (Araf Suresi, 195-197)

Evrim: Akıldışı Bir İnanç

Çoğu insan bir bilim adamından duyduğu her şeyi mutlak doğru sanır. Bu bilim adamının, birtakım felsefi ya da ideolojik önyargılara kapılmış olabileceğinden endişe etmez. Oysa bilim adamlarının bir bölümü, sahip oldukları bazı önyargıları ya da bağlı oldukları felsefi görüşleri, bilimsel bir görünüm altında topluma empoze ederler. Örneğin, tesadüflerin karmaşa ve düzensizlikten başka bir şey oluşturamadığını gözleriyle gördükleri halde, evrendeki ve canlılardaki plan ve düzenin tesadüfler sonucu ortaya çıktığını savunurlar.

Söz gelimi bu tür bir biyolog, canlılığın yapıtaşı olan bir protein molekülünde inanılmaz bir düzen olduğunu ve bu düzenin tesadüflerle oluşma olasılığının bulunmadığını rahatlıkla anlar. Ama buna rağmen, proteinin, milyarlarca yıl önce ilkel dünya şartlarında rastlantılar sonucu meydana geldiğini iddia eder. Bununla da kalmaz, yalnızca bir değil, milyonlarca proteinin tesadüflerle oluşup, sonra inanılmaz bir plan ve düzen içinde bir araya gelerek ilk canlı hücreyi oluşturduklarını da çekinmeden iddiasına ekler ve bunu ısrarla savunur. Bahsettiğimiz kişi "evrimci" bir bilim adamıdır.

Oysa aynı bilim adamı, boş bir arazide yürürken yerdeki tuğlalarla muntazam geometrik şekiller yapılmış olduğunu görse, muntazam şekilde üst üste dizilmiş üç tuğla görse, bunların tesadüfen meydana gelip, sonra yine tesadüfen üst üste dizildiklerine asla ihtimal vermez. Hatta böyle bir şey iddia eden kimsenin aklından kuşkulanır.

Bir bilim adamı, boş bir arazide yerdeki tuğlalarla muntazam geometrik şekiller yapılmış olduğunu görse, tuğlaların tesadüfen bu muntazam şekli oluşturdukla-rını düşünmez. Ancak bazı bilim adamları bu örnekle karşılaştırılmayacak kadar kompleks biyolojik yapıların tesadüfen meydana geldiğini iddia etmekten çekin-memektedirler.

Peki, sıradan olayları normal değerlendirebilen bu insanlar, konu kendilerinin nasıl var olduğu sorusunu araştırmaya gelince, nasıl olup da bu denli akıl dışı bir tutum sergilerler?

Elbette, bu davranışın bilim adına olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü bilimsel düşünceye göre, eğer bir olayın iki muhtemel nedeni varsa, her iki ihtimal üzerinde de düşünmek gerekir.

Eğer iki ihtimalden birisi diğerinden çok daha düşükse, örneğin yüzde 1 ise, bu durumda akılcı ve bilimsel olan hiç kuşkusuz ki yüzde 99 olan diğer ihtimal üzerinde yoğunlaşmaktır.

Bu bilimsel ölçüyü akılda tutarak düşünelim. Canlıların bu dünya üzerinde nasıl ortaya çıktığı konusunda öne sürülen iki görüş vardır. Birincisi, tüm canlıları, şu an sahip oldukları kompleks yapılarıyla Allah'ın yarattığıdır. İkincisi ise, canlılığın bilinçsiz tesadüfler sonucunda meydana geldiğidir. Bu ikincisi, evrim teorisinin iddiasıdır.

Bilimsel verilere, örneğin moleküler biyolojiye baktığımızda, tek bir canlı hücrenin, hatta onda bulunan milyonlarca proteinden tek bir tanesinin bile, evrimin savunduğu şekilde tesadüfler sonucu oluşmasına ihtimal olmadığını görürüz. Olasılık hesapları bu gerçeği açık ve net olarak ortaya koymaktadır. Bu durumda, canlıların ortaya çıkışı hakkında öne sürülen evrimci görüşün doğru olma ihtimali "0" (sıfır)dır.

O halde, birinci görüşün doğru olma ihtimali "yüzde yüz"dür. Yani, canlılık bir düzen içinde var edilmiştir. Diğer bir deyişle "yaratılmış"tır. Zaten yeryüzündeki tüm varlıklar ve tüm eserler, bu gerçeği delillendirmektedir. Tüm canlı varlıklar, üstün bir güç, bilgi ve akıl sahibi olan Allah'ın yaratmasıyla var olmuşlardır. Bu gerçek yalnızca bir inanç biçimi değil, akıl ve bilimin vardığı ortak sonuçtur.

Elbette bu gerçek karşısında, evrimci bir bilim adamının bu iddiasından bütünüyle vazgeçmesi, açık ve ispatlanmış gerçeğe teslim olması gereklidir. Aksine bir davranış, kendisinin "bilim adamı" olmaktan çok, bilimi felsefesine, ideolojisine ve dogmatik inançlarına alet eden bir kişi olduğunu gösterecektir.

Oysa bütün bunlara rağmen söz konusu objektif davranamayan evrimci "bilim adamı"nın, gerçeklerle yüzleştiği her durumda, öfkesi ve önyargıları bir kat daha artar. Onun bu tutumu tek bir kelimeyle açıklanabilir: "İnanç" ... Ama körü körüne, batıl bir inanç. Zira, gerçeklerle karşı karşıya geldiği halde, bunlara gözünü kapayıp, hayalinde kurduğu akıl dışı bir senaryoya ömür boyu bağlanmanın başka bir açıklaması olamaz.

Körü Körüne Materyalizm

Söz edilen batıl inanç, maddenin sonsuzdan beri var olduğunu ve maddenin dışında hiçbir şeyin var olmadığını savunan materyalist felsefedir. Evrim teorisi, materyalist felsefenin sözde "bilimsel dayanağı"dır ve bu felsefeyi ayakta tutmak için ideolojik bağlılıkla savunulur. Bilim, evrimin iddialarını geçersiz kıldığında ise -ki 20. yüzyılın sonunda varılan nokta budur- materyalizmi yaşatabilmek uğruna çarpıtılmaya ve evrimi destekler hale getirilmeye çalışılmaktadır.

Türkiye'nin bilinen evrimci biyologlarından birinin yazdığı bazı satırlar, bu doğmatik inancın doğurduğu yargı bozukluğunun etkisini görmemiz için çok ideal bir örnek oluşturur. Söz konusu bilim adamı, canlı organizmalarda bulunması zorunlu olan proteinlerden biri olan Sitokrom-C'nin tesadüfen oluşabilmesi ihtimali konusunda şunları söylemektedir:
"Bir Sitokrom-C'nin dizilimini oluşturmak için olasılık sıfır denilecek kadar azdır... Ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü güçler görev yapmıştır. Bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir. O halde birinci varsayımı irdelemek gerekiyor."194

Prof. Michael Behe: "Yaşamın akıllı bir varlık tarafından var edildiği gerçeğine karşı öne sürülebilecek hiçbir tutarlı görüş yok."

Söz konusu "bilim adamı", yaratılışı kabul etmektense, kendince "sıfır denecek kadar az" olan ama bilimsel olarak "sıfır" olasılığı "bilimsel" saymayı tercih edebilmektedir. Oysa bilimin kurallarına göre, az önce de bahsettiğimiz gibi, bir konu hakkında iki alternatif açıklama varsa, bunların birinin gerçekleşme ihtimali "sıfır" ise ve bilimsel deliller diğer ihtimali destekliyorsa, o halde doğru olan diğer ihtimaldir. Ancak, söz konusu dogmatik materyalist yaklaşım, maddeye hakim olan madde-üstü bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etmeyi baştan yasaklamıştır. Bu yasak aynı materyalist dogmaya inanan pek çok bilim adamını ne yazık ki akla ve sağduyuya tamamen aykırı bir kabule götürmektedir.

Bu bilim adamlarına inanan ve güvenen sıradan insanlar da, bu kişilerin kitaplarını, yazılarını okuyarak, onların gözlerini kör eden "materyalist büyü"nün etkisine girmekte, aynı duyarsızlığa bürünmektedirler. Bilim dünyasında önde gelen isimlerin önemli bir bölümünün ateist olmasının nedeni, işte bu bahsettiğimiz dogmatik materyalist bakış açısıdır. Bu büyünün etkisinden kendilerini kurtaran ve açık bir yargı ile düşünen bilim adamları ise, Allah'ın apaçık varlığını kabul etmekte hiç tereddüt etmezler. Lehigh Üniversitesi'nden Amerikalı biyokimyacı Prof. Michael J. Behe, canlılardaki düzenin, yani yaratılışın varlığını kabul etmemekte direnen bilim adamlarını şöyle anlatır:

"Son kırk yıl içinde, modern biyokimya, hücrenin sırlarının önemli bir bölümünü ortaya çıkardı. Onbinlerce insan, bu sırları bulmak için yaşamlarını laboratuvarlardaki uzun çalışmalara adadılar... Hücreyi araştırmak için gerçekleştirilen tüm bu çabalar, çok açık bir biçimde, bağıra bağıra, tek bir sonucu veriyordu: 'Tasarım!' Bu sonuç o denli belirgindi ki, bilim tarihindeki en önemli buluşlardan biri olarak görülmeliydi... Ama aksine, hücrede keşfedilen kompleks yapı karşısında, utangaç bir sessizlik hakim oldu... Peki neden? Neden bilim dünyası, keşfettiği büyük gerçeğe sahip çıkmıyor? Çünkü, bilinçli bir tasarımı kabul etmek, ister istemez Allah'ın varlığını kabul ettirmeyi çağrıştırıyor onlara."195

İşte dergilerde, televizyonlarda gördüğünüz, belki kitaplarını okuduğunuz ateist evrimci bilim adamlarının durumu budur. Bu insanların yaptıkları tüm bilimsel araştırmalar, kendilerine bir Yaratıcı'nın varlığını göstermektedir. Ancak onlar aldıkları dogmatik materyalist eğitim ile o denli körleşmişlerdir ki, her şeye rağmen bu gerçeği reddetmeyi sürdürürler.

Allah'ın varlığının açık delillerini sürekli görmezden gelen bu kişiler tümüyle duyarsızlaşırlar. Dahası, bu duyarsızlıklarından kaynaklanan cahilce bir kendine güven duygusuna kapılırlar. Hatta, "eğer bir Meryem Ana heykelinin sizlere el salladığını görseniz dahi, bir mucize ile karşı karşıya olduğunuzu sanmayın... Çok küçük bir olasılıktır, ama belki de heykelin sağ kolundaki atomların hepsi, tesadüfen, bir anda aynı yönde hareket etme eğilimi içine girmiş olabilirler"196 diyen tanınmış evrim savunucularından Richard Dawkins gibi, saçma olanı savunmanın bir erdem olduğunu sanmaya başlarlar. Kuran'da, insanlık tarihi boyunca inkarcıların sahip oldukları bu ortak psikoloji şöyle tarif edilmektedir:

Gerçek şu ki Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık -Allah'ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. (En'am Suresi, 111)

Kuran'daki bu ifadelerden anlaşılacağı gibi evrimcilerin sahip oldukları dogmatik zihniyet, kendilerine özgü, orijinal bir düşünce değildir. Evrimci bilim adamları, çağdaş bir bilimsel düşünceyi değil, en ilkel putperest toplumlardan bu yana ısrarla devam eden bir cehaleti korumaktadırlar. Başka ayetlerde aynı psikoloji şöyle belirtilir:

Onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, oradan yukarı yükselseler de, mutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir. (Hicr Suresi, 14-15)


www.HarunYahya.net

3 Ekim 2007 Çarşamba

KURAN AYETLERİNDEN EVRİM TEORİSİNE DELİL GETİRMEYE ÇALIŞANLARA CEVAP

Kuran'da Evrim Yoktur

Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "ol" der, o da hemen oluverir." (Bakara Suresi, 117)

İnanç sahibi, Allah'a ve Allah'ın bildirdiği İslam dinine inandığını söyleyen bir kimse için temel yol gösterici Yüce Kuran'dır. Allah Kuran'da gerek canlılığın gerekse evrenin yaratılışı hakkında pek çok ayet indirmiştir. Fakat bu ayetlerde evrimle yaratılış olduğuna dair hiçbir bilgi ya da işaret bulunmamaktadır. Diğer bir deyişle, canlıların birbirlerinden türediğini, aralarında evrimsel bir bağ olduğunu destekleyecek bir ayet olmadığı açıkça görülmektedir. Kuran'da canlılığın ve evrenin Allah'ın "Ol" emriyle mucizevi şekilde var edildiği bildirilmektedir. Bilimsel bulguların evrim iddialarını geçersiz kıldığı da göz önünde bulundurulduğunda, Kuran'ın bilimle her zaman paralellik içinde olduğu bir kez daha görülmüş olacaktır.

İnsanın akıl ve gözlem yoluyla kavrayabileceği yaratılış gerçeği, tarihin başından bu yana din yoluyla insanlara öğretilmiştir. Tüm İlahi dinler (Tevrat ve İncil'in tahrif edilmemiş orijinal halleri kastedilmektedir), Allah'ın tüm kainatı yoktan, "Ol" emri ile yarattığını ve kainattaki kusursuz işleyişin Allah'ın üstün yaratma gücünün bir delili olduğunu bildirmişlerdir. Kuran'ın pek çok ayetinde de bu gerçek bizlere bildirilmiştir. Allah, "Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir." (Bakara Suresi, 117) ayetiyle kainatı yoktan ve mucizevi biçimde yarattığını bildirmektedir. Enam Suresi'nde ise şu şekilde buyrulmaktadır:

"O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "Ol" dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır." (Enam Suresi, 73)

Günümüzde bilim, materyalist-evrimci iddianın geçersizliğini göstermekte ve yaratılışı doğrulamaktadır. Evrim teorisinin iddiasının aksine, çevremizi saran her bir yaratılış delili kainatta "tesadüfe asla yer olmadığını" bizlere göstermektedir. Göklerin, yeryüzünün ve tüm canlı varlıkların incelenmesi ile ortaya çıkan her detay, Allah'ın büyük güç ve kudretinin birer delili niteliğindedir.


Kuran'da Evrime İşaret Yoktur

Elbette Allah dileseydi canlıları evrimle de yaratabilirdi. Ancak Kuran'da bu yönde bir işarete rastlanmamakta, evrimcilerin öne sürdüğü gibi türlerin aşama aşama oluşumunu destekleyecek hiçbir ayet bulunmamaktadır. Eğer böyle bir yaratılış şekli olsaydı, bunu, Kuran ayetlerinde detaylı açıklamaları ile görmemiz mümkün olurdu. Ancak herşey bu kadar açık olmasına rağmen Darwinizm'i savunan bazı Müslümanlar, anlamları çok net olan ayetleri hatalı tefsir etmekte, ayetlere gerçek ve açık anlamlarından başka anlamlar yüklemektedirler. Evrimi savunabilmek ve Kuran'dan delillendirebilmek için bazı ayetleri anlamlarını çarpıtarak, zan ve tahminle çıkarımlarda bulunarak, kendi istekleri doğrultusunda yorumlamaktadırlar. Bu ise son derece tehlikeli bir durumdur. Yüce Allah bu gibi kimselerin durumunu Kuran'da şöyle bildirmiştir:

"Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. "Bu Allah Katındandır" derler. Oysa o, Allah Katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler." (Al-i İmran Suresi, 78)

Bu kimselerin içine düştükleri yanılgıların bir bölümünü şu başlıklar altında ele alabiliriz:

"Size ne oluyor ki, Allah'tan bir vakarı ummuyorsunuz? Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır." (Nuh Suresi, 13-14)


1.YANILGI: İnsanın Evrimsel Merhaleler Sonucu Yaratıldığı Yanılgısı

Evrimsel yaratılışı savunanlar yukarıdaki ayette geçen "tavır tavır" kelimesini "evrim merhalelerinden geçirerek" şeklinde çevirirler. Oysa ayette geçen Arapça "etvaren" kelimesinin "evrim merhaleleri" şeklinde çevrilmesi bu kişilerin şahsi yorumlarıdır ve İslam alimleri tarafından da ittifakla kabul görmemektedir.

"Etvar" kelimesi "tavır, halet, durum" anlamına gelen "Tavru" kelimesinin çoğuludur ve Kuran'da bu şekilde başka bir ayette geçmemektedir. İslam alimlerinin bu ayetle ilgili tefsirleri de bu gerçeği ortaya koymaktadır.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Kuran-ı Kerim Tefsiri'nde bu ayeti; "Oysa o sizi aşama aşama birçok hallerden geçirerek yaratmıştır" şeklinde tercüme etmiştir. Ayetin tefsirinde ise bu aşamaları "evrim mertebeleri" şeklinde ifade etmiştir. Ancak burada "evrim mertebeleri" ifadesi ile kastedilen mananın insanın farklı bir canlı türünden kaynaklandığını öne süren evrim teorisi ile hiçbir ilgisi yoktur. Nitekim tefsirin hemen devamında bu aşamaların neler olduğu şöyle ifade edilmektedir:

"…Ebu's-Suud'un açıklamasına göre; önce unsurlar halinde, sonra gıdalar halinde, sonra karışımlar halinde, sonra sperma halinde, sonra embriyon halinde, sonra et parçası halinde, sonra kemik ve et halinde, sonra da bambaşka bir yaratılışla şekil vermiştir. "Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir." (Müminun, 23/14). Bunları yapan o güzel Yaratıcı ululama ve saygıya layık değil mi? O sizi daha başka bir şekil ve yaratışla yükseltemez mi? Yahut ezip yok ederek elem verici o azaplara düşüremez mi? Siz niye bunları düşünmüyorsunuz?"

Elmalılı'nın yukarıdaki ifadelerinden de anlaşıldığı gibi, bu ayette geçen aşamalar bir spermin, ulaştığı anne rahminde, önce embriyo, ardından bir et parçası, sonra kemik ve et halinde gelişip, sonra da bir insan olarak dünyaya gelişini ifade etmektedir.

İmam Taberi'nin Tefsiri'nde de Nuh Suresi'nin 14. ayeti; "Halbuki O sizi merhalelerden geçirerek yaratmıştır" şeklinde çevrilmiş ve "Önce sperma halindeydiniz; sonra sizi kan pıhtısına, ondan sonra da bir çiğnem et parçasına dönüştürüp yarattı" şeklinde açıklanmıştır. (İmam Taberi, Taberi Tefsiri, Tercüme Mehmet Keskin, Ümit Yayıncılık, 6.Cilt, s.2631)

Görüldüğü gibi İslam alimleri Nuh Suresi'nin 14. ayetini ittifakla aynı şekilde yorumlamış, sperm halinden insan haline geliş arasındaki aşamalar olduğunu ifade etmişlerdir. Ayetin bu şekilde yorumlanması gerektiği ise, "Kuran ayetlerinin yine Kuran ayetlerine göre tefsir edilmesi" prensibi gereğince açıktır. Çünkü Allah başka ayetlerde insanın yaratılış aşamalarını anne rahmindeki aşamalar olarak anlatmaktadır. Dolayısıyla "etvaren" kelimesinden de bu mananın çıkarılması gerekir. Bu kelimeden, insanın kökenini bir başka canlı türüne bağlamaya çalışan evrim teorisine dayanak aramak, temelsiz bir yorumdur.

"Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık." (İnsan Suresi, 2)

2.YANILGI: Sudan Yaratmanın Evrimsel Yaratılışa İşaret Ettiği Yanılgısı

Evrimsel yaratılışı savunanlar birçok ayette geçen "insanın sudan yaratıldığı" şeklindeki ifadeleri de kendi iddialarına bir delil olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Sudan hareketle bütün canlıların oluştuğunu iddia etmektedirler.

Oysa insanın sudan yaratıldığının ifade edildiği ayetler de yine İslam alimleri ve tefsirciler tarafından her zaman spermadan yaratılma olarak açıklanmıştır. (
Elmalılı Hamdi Yazır, İmam Taberi, Taberi Tefsiri, 6.Cilt, s.2684; Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran'ı Kerim'in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, 8.cilt, s. 3915)

Aşağıdaki ayetlerde ise "bir damla suyun meni olduğu" açıkça ifade edilmektedir:

"Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan O'dur. Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü (min nutfetin iza tumna) zaman. Gerçek şu ki, diğer diriltme (yeniden neş'et) de O'na aittir." (Necm Suresi, 45-47)

Min : den, dan
Nutfetin : Nutfe, bir damla
iza : -dığı zaman
tumna : meniyi akıtmak


Bazı yorumcular bu ayetlerdeki "canlıların sudan yaratılması" ifadesinde, evrim teorisine paralel bir mana var zannetmektedir. Oysa bu çok yanlış bir yorumdur. Ayetlerde canlıların sudan yaratıldığı bildirilerek, canlıların temel malzemesinin su olduğu haber verilmektedir. Nitekim modern biyoloji ortaya koymuştur ki su, dünyadaki her canlının vücudunun en temel unsurudur. İnsan vücudunun yaklaşık % 70'i sudur. Her canlı, vücudundaki su sayesinde hücre içi, hücreler arası ve dokular arası ulaşımı sağlar. Su olmadan canlılık olamaz.

"Hani Rabbin meleklere: "Gerçekten Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım" demişti." (Sad Suresi, 71)

3.YANILGI: İlk İnsanın Belli Bir süreç İle Yaratıldığı Yanılgısı

Evrimsel yaratılışla ilgili bir diğer yanılgı ise yine ayette geçen bir ifadenin yanlış bir şekilde yorumlanması sonucu ortaya çıkmaktadır. Ayetteki altı çizili ifade "çamurdan bir beşer yapmaktayım" şeklinde tercüme edilmekte ve bunun evrim süreci içinde, yavaş yavaş yaratılışa işaret ettiği iddia edilmektedir. Ancak ayetin Arapçası bu şekilde bir çevirinin kişisel bir yorum ve kasıtlı bir çarpıtma olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:

"İnni halikun beşeren min tın." = "Ben çamurdan bir beşer Yaratanım."

Bu ayette "yapmaktayım" şeklinde bir ifade bulunmamaktadır. Nitekim ayetin devamında "onu bir biçime sokup üflediğim zaman ona secdeye kapanın" şeklinde geçmekte ve buradan da "yaratma" fiilinin bir anda olup bittiği anlaşılmaktadır.

4.YANILGI: Kuran'da Geçen "Atalarımız" Şeklindeki İfadenin Evrimsel Atalara Baktığı Yanılgısı

Müslüman evrimcilerin iddialarına delil göstermeye çalıştıkları Kuran'daki bir başka ifade ise birçok ayette geçen "atalarınız" kelimesidir. Evrimcilerin hatalı tefsirine göre bu ifadede doğrudan insanın ilkel atalarına işaret bulunmaktadır. Bunun sebebini de kelimenin Kuran'da çoğul kullanılması olarak gösterirler. Bu ayetlerden bazıları şu şekildedir:

"(Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir." (Şuara Suresi, 26)

"O'ndan başka İlah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir." (Duhan Suresi, 8)

Ancak bu çok zorlama bir iddiadır, çünkü bu kelimenin ayetlerde çoğul olarak yer alması çok bilinen bir kullanımdır ve evrimsel bir açıklamaya hiçbir şekilde dayanak oluşturmamaktadır.

Kuran'da bu ifadenin geçtiği başka birçok ayet vardır. Örneğin Bakara Suresi'nin 133. ayetinde "ataların" kelimesi geçmektedir. Buradaki "atalar", evrimleşme sürecini anlatmamakta, insanların önceki nesillerini ifade etmektedirler. Aynı şekilde "geçmişteki atalar" ifadesinde de geçmiş soylar anlatılmaktadır. Bu ifadenin içinde evrimleşmeyi bildiren bir anlatım yoktur:


"Yoksa siz, Yakub'un ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın İlahı olan tek bir İlaha ibadet edeceğiz; bizler O'na teslim olduk" demişlerdi."
(Bakara Suresi, 133)

5.YANILGI: Kuran'a Göre Maymunlarla İnsanlar Arasında Soy Yakınlığı Olduğu Yanılgısı

Evrim teorisi tartışmaları sırasında bazı kimselerce yanlış yorumlanan ayetlerden biri de, Allah'ın geçmişte İsrailoğullarından bir grubu maymun kılmasıyla ilgilidir. Ayetler şöyledir:

"Andolsun, sizden (İsrailoğullarından) cumartesi (günü) yasağı çiğneyenleri elbette biliyorsunuz. İşte Biz, onlara: "Aşağılık maymunlar olun" dedik. Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara 'ibret verici bir ceza', takva sahipleri için de bir öğüt kıldık." (Bakara Suresi, 65-66)

Ayetten evrim teorisine paralel bir mana çıkarılamayacağı aşikardır. Bunun birkaç ayrı sebebi vardır:

1)Ayette kastedilen ceza, büyük olasılıkla manevi bir anlamdadır. Yani söz konusu İsrailoğullarının fiziksel anlamda değil, karakter yönünden maymuna benzetilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. (En doğrusunu Allah bilir.)

2)Eğer kastedilen ceza fiziki manada gerçekleşmiş olsa bile, bu doğa kanunlarının dışında gerçekleşen bir mucize olur. Burada Allah'ın dilemesiyle, bir anda mucizevi bir dönüştürme, yani bilinçli bir yaratılış söz konusudur. Evrim teorisi ise, türlerin milyonlarca yıllık zaman dilimlerinde rastlantılarla yavaş ve kademeli olarak birbirlerine dönüştüklerini öne sürer. Dolayısıyla Kuran'da bildirilen bu hadiseyle evrimin savunduğu senaryonun birbiriyle hiçbir ilişkisi yoktur. Nitekim bu ayetin devamındaki ayette "Bunu, hem çağdaşlarına, hem sonra gelecek olanlara 'ibret verici bir ceza', takva sahipleri için de bir öğüt kıldık" şeklinde buyrulmaktadır. Bu ayette söz konusu kişilerin aşağılık maymunlar haline getirilmelerinin sonra gelecek olanlara "ibret kılınmaları" amacıyla bir mucize olarak gerçekleştirildiğine işaret edilmektedir.

3)Ayette kastedilen ceza, tarihte tek bir kez ve sınırlı sayıda insan için gerçekleşmiştir. Oysa evrim teorisi tüm insanların maymunlar ile akraba oldukları gibi mantık ve bilim dışı bir senaryo öne sürer.

4)Ayette, insanların maymuna dönüşmesinden söz edilmektedir. Oysaki evrim teorisinin iddiası ters yöndedir.

5)Kuran'da, Maide Suresi'nin 60. ayetinde de Allah'ın gazaplandığı sapkın bir topluluğun maymunlara ve domuzlara çevrildiği haber verilir. Ayet şöyledir:

"De ki: "Allah Katında, 'kesinleşmiş bir ceza olarak' bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Allah'ın kendisine lanet ettiği, ona karşı gazablandığı ve onlardan maymunlar ve domuzlar kıldığı ile tağuta tapanlar; işte bunlar, yerleri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmışlardır." (Maide Suresi, 60)

Bu durumda, baştan beri incelediğimiz hatalı mantık örgüsüyle hareket edildiğinde, ayette insanın yalnız maymunla değil domuzla arasında da bir evrimsel bağa işaret olduğu gibi gerçek dışı bir sonuca varılması gerekmektedir. Halbuki evrimcilerin dahi domuzla insan arasında böyle bir bağlantı olduğuna dair bir iddiaları yoktur.

Sonuç

Evrim teorisi gibi ideolojik anlam ifade eden ve İslam dininin gerçekleriyle çelişen bir teoriyi savunmak, inanç sahibi bir kişinin şiddetle kaçınması gereken bir yanılgıdır. Belki böyle bir tutumun nedeni, bu teorinin bugüne kadar insanlığa getirdiği belalardan, din ahlakına düşmanlık besleyen çevrelerin bu teoriyi sahiplendiğinden, bu teorinin yaratılış gerçeğini kesin olarak reddettiğinden habersiz olmak olabilir. Bu durumdaki bir Müslümanın, hakkında bilgi sahibi olmadığı bu konunun peşinden gitmekten şiddetle sakınması şarttır. Çünkü bu, Allah'ın iman edenlere bir emridir. Kuran'da şu şekilde buyrulmaktadır:

"Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalb, bunların hepsi ondan sorumludur." (İsra Suresi, 36)

Örnek Müslüman tavrı ise, bir konuyu samimiyetle araştırmak, öğrenmek ve ona göre davranmaktır:

"... İşte (Allah'a) teslim olanlar, artık onlar 'gerçeği ve doğruyu' araştırıp-bulanlardır." (Cin Suresi, 14)

Müslüman evrimcilerin de yukarıdaki ayetlerde bildirilen emir gereği, evrim teorisi üzerinde dikkatle düşünüp, daha sonra kapsamlı bir araştırma yapmaları ve vicdanlarının sesini dinleyerek bu yanılgıdan uzaklaşmaları gerekir.


www.HarunYahya.com